22 Haziran 2011 Çarşamba

BEMBEYAZ

Bembeyaz teniyle gecemi aydınlatan kadın
Oylumlu kasıklarının arasından kıpkırmızı gülümser
Yumuşacık yarığın
Hadi mükafatlandır beni her sabah
Isıtsın ve yaksın baldırlarının arasında güneş
Al sende kandan ve kastan büyüklüğümü
Sür yüzüne, gömütlerine ek çelikten filizlerimi
Nemli mağaranda sakla hazineni
Ta ki dökülene dek dudaklarının arasından gırtlağına
Besleyici bembeyaz hediyem
Zevklerimizin sinir uçlarında ulurken mesnetsiz


17 Haziran 2011 Cuma

FANUS

-kullanılmış ve aşağılanmış olmanın jiletten zehri
ne zaman damarlarımda hızlıca başlasa dolaşmaya
deprem gibi sarsar beni içimdeki yara
bilinmeyen tüm dillerde susarım-

ilizyonu cam olmuş sineğin kara
beceremez
akledemez uçmayı
ay ve yıldız
oksijensiz ve soğuk bir ölüm
kırmızı kan
yalan ve tecavüz
düşük bankette beyaz bir karga bile farkında
sol şeriti alınmış sakat devletin
fanusta bir sinek kapkara
beceremez uçmayı
iyi bilir ölmeyi

11 Haziran 2011 Cumartesi

Seçim Sizi Öldürür!

Yarın Türkiyeli vatandaşlar(!) sandıklara koşup geleceklerini oy(a)layacaklar! Kesinlikle öyle, yarından sonra sömürü düzeni ağırlaşarak devam edecektir. Oy kullanan insanların, seçimlerin hayatlarında olumlu ya da olumsuz hiçbir değişiklik olmayacağına emin olmasına rağmen, oy oranı yüzde yetmişleri geçecektir yine. Neden böyle peki, siyasetin bunca güvensizlik etiketine ve geçmiş kötü tecrübelerine rağmen neden insanlar seçimleri ve demokrasiyi bu kadar önemsiyor? Hayatının önemli bir noktası, virgülü, ünlemi, bağlacı velhasıl kelimesi, kurduğu cümlesi ve anadili haline getiriyor? Çünkü tekno-endüstriyel uygarlığın yarattığı yoksul ve sefalet içindeki yığınları sisteme dahil etmenin en basit ve kanıksanmış yolu bu. Kentin, ilerlemenin, kalkınmanın, uygarlığın mutluluk verici, estetik, güzel ve alternatifsiz bir dünya olduğuna körü körüne inanan insanların sistemle entegrasyonunu seçimler kadar güzel provoke eden bir araç henüz icat edilmedi hâlâ. Politikacıların kıçını yaladığı milyar dolarlık dev şirket canavarları, terörist devletler, ekonomik ayrıcalıklarını sırasıyla kullanan yerel besleme tüccarlar ve tüm bunların ölümcül bir virüs gibi çoğalan akrabaları, aileleri, çalışanları, ücretlileri, çocuk sahibi olmak isteyenleri, reklamlarla yönlendirilenleri vs. tuttuğu tarafın eline sayacağı akçeleri uğruna boka batan kafalarını sandıktan çıkarmayı düşünmüyor. Efendilerine ucuz işgücü ve emek sağlamak için bilinçli olarak yaratılan işsizlik ateşine salakça odun atmaya devam ediyor. Bu uğurda emeğini satmaktan, aşağılanarak yönetilmekten, işyerinde hakarete uğramaktan, sürekli tüketerek çevresini yok etmekten, hayvanları aşağılık yöntemlerle acı içinde öldürüp birer mamül haline getirilip satılmasına alet olmaktan gocunmuyor. İktidar denen tahakküm kralı cinayet makinasının basit ama etkili yönetemlerini reddetmekten geçiyor kurtuluş. Evet iktidar yöntemleri kanlı ve güçlü; polisiyle, askeriyle, gelenekleriyle, diniyle, okuluyla, yönettiği ve beslediği egolarıyla... Kabul etmemekle başlar her şey, bir kıvılcım yeter kokuşmuş ve eskimiş otoriteyi yakmaya. Bunu isyanla mı, toplum düşmanlığıyla mı yoksa komünal bir refleksle mi yaparsınız bilmiyorum ama ben fena halde sıkıldım bu erk(ek)lerden, güçten, iktidar dilinden, şiddetten, nefretleri besleyen bu sevgisizlik ortamından. Bu pazar sokağa çıkın, sohbet edin, dans edin, sevişin, duvarları boyayın, koşun, bağırın, lastik yakıp devlet kurumlarının, camiilerin camlarını kırın, üretim çiftliklerini ateşe verin ve sevgi adına provoke edin insanları ama sandığa gitmeyin, çünkü seçim sizi öldürür.

9 Haziran 2011 Perşembe

BELİRSİZLİK

Uyuyamıyorum. Karanlık. Belli belirsiz bir korku dolaşıyor küçük odamda. Önce tavanı, duvarları ve yerleri kolaçan ediyor sonra arkama geçip enseme doğru yaklaşıyor sezdirmeden. Orada olduğunu biliyorum, hemen arkamda duruyor korku. Gerçekten korkuyu görüp onu afişe edebileceğimi hissederek kolumu sol tarafıma atıp usulca dönüyorum. Soğuk duvarı tenimde hissediyorum, o soğuklukla birlikte korku da içime giriyor ve o anki yalnızlığıma yapışıyor.

Gecenin hayli ileri bir saati sanırım. Sessizlik tüm heybetiyle kentin kenarındaki odamı kucaklıyor. İçimdeki belirsiz ve tuhaf huzursuzlukla doğruluyorum yatakta. Nedenler ve nasıllarla gölgelenen cümleler akıyor düşüncelerimden. Kafamı yastığa koyup hiçbir şey düşünmeden uyumamak için belirgin bir neden bulamıyorum. Kimsenin varlığımdan haberdar olmadığı, beni düşünmediği ve umursamadığı bu muğlak ve karanlık gecenin kör saatinde acıya duyarsızlaşan algılarım belirsiz ve tuhaf sinyaller yayıyor.

Kafamın içinde dolanıp duran belirsiz bir intihar sahnesi var. İzlediğim bir videodan kalan belirsiz görüntüleri tekrar tekrar çekiyor beynim. Orta yaşlarını geçmiş, pantolonuna sıkıştırmadığı gömleği ile kilolarını başarısızca gizlemeye çalışan, tıknaz, esmer ve bıyıklı bir erkek, güvenlik kamerasına kaydedilmiş on saniyelik görüntüde sandalyede sıkılarak oturuyor. Elinde alelade bir plastik su şişesi var. Derken aniden elindeki su şişesini yanındaki masaya koyarak pantolonuna sıkıştırdığı tabancayı çıkararak tam başının yanına dayıyor ve tetiği çekiyor. Tabancası yere usulca kayarken kolları yana açılıp tuhaf bir şekilde kasılıyor ve geriliyor. Yüzünde belirsiz bir ifade ile oracıkta ölüyor.

Her şey 4-5 saniyede olup biterken intihar eden adamın ayak ayak üstüne atmış olduğu halde son karesinin hafızama sonsuza dek kazındığını hissediyorum belirsiz bir buruklukla. Karanlık bir sessizliğin içinde yalnızlığıma yapışan korkuyla birlikte yatağımda öylece oturup büyüyen gözbebeklerimle karşı duvardaki romantik stikırları belli belirsiz seçerken, intihar eden adamın tabancasına davranmadan önce o dört saniyede aklından neler geçirdiğini tahmin etmeye çalışıyorum.

Eminim belirgin bir nedeni yoktu intiharının. Yakınları asla intiharına bir anlam veremeyecek "o intihar edecek insan değildi" diyeceklerdir. Muhtemelen yaşadığı kırk küsur yıl boyunca hayatın yaşanmaya değer olmadığına kendini sessizce ikna etmeye çalışmış ve muğlak, belirsiz bir gecenin kör saatinde dört saniye içinde şaşmaz bir kararlılıkla tetiği çekmişti. Var olmanın acısını hissederek ve intihar eden adama karşı içimde bir sevgi besleyerek, yorgun ve biraz daha bitkin bir şekilde başımı yastığa koydum hiçbir şey düşünmeden belirsiz bir uykuya dalacağımı anlayarak.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Çekin Elinizi

Artık şu bencilce hırslarınızı, gözü dönmüş ölüm ve tahakküm kibrinizi, "insanca(!)" yaşamak adına oluşturduğunuz hayvan kanlarına bulanmış ölümcül "kaliteli hayat standartları"nızı, devletin hayvan katliamını mezbahalarda, kasaplarda, üretim çiftliklerinde, petshoplarda, kurban bayramlarında, lokantalarda, restaurantlarda legalleştiren yasalarına uyan mide zevklerinizi, tabağınızdaki cesetleri göremeyen damak tatlarınızı, sevgilinin dudağına gizlenmiş draize testlerinizi, güzel görünmek adına giyindiğiniz kanlı derileri, rahatça yürüyebilmek için üzerine bastığınız hayvanları, hiçbir canlıyı cebindeki paradan ve öldürme güdüsünden fazla sevmeyen uluslararası şirketlerin sana reklamlarla dayattığı ürünleri tüketmeyi sorgulamamayı, o çok sevdiğiniz önünde beş vakit eğilip dua ettiğiniz türcü bir hergelenin kuran diye yazdığı yalanları, küfürlerinize, romanlarınıza, şiirlerinize, hikayelerinize, sohbetlerinize, dinlediğiniz müziklere, sinsice sızmış hayvan tahakkümünü, söylemekten vazgeçin ve hayvanlardan çekin elinizi artık. Bizim gibi yaşamı, doğayı, sevgiyi savunan etik veganlar için yapmayın bunu ama, üretim çiftliklerinde öldürülmek için tecavüz edilerek doğurtulan ve yavrularına dokunamadan kendilerinden çalınan, esaret altında ve acı içinde yaşayarak normal ömürlerinin çok daha altında yaşayarak kanlı sonlarına mutsuzca ilerleyen tavuklar, inekler, domuzlar, kuzular, tavşanlar, kuşlar, danalar, koyunlar... için yapın bunu. Devletleri ve tüm dünya insanlarını iktidar ve maddiyat uğruna provoke ederek her yıl milyonlarca hayvanı aşağılık ve acı verici deneylerle öldüren üstelik bunun insanlar için bir işe yaramadığını bile bile sırf kibri için yapan dev şirketleri farkedip kendi hakkını savunamayan hayvanlar için yapın. Lütfen elinizi çekin hayvanların üzerinden. Hepimiz doğanın bir parçasıyız ve birer hayvanız aslında, tüm hayvanlar doğada güzeldir ve doğayı hakeder. İhtiyaç duyduğu sevgiyi ve karşılıksız adanmayı tatmin için evinde kedi, köpek seviciliği yapanlarda çeksin ellerini, burada ve gerçek hayatta sadece konuşmak ve üzülmek yerine açık hayvan kurtarmalarına girişmeyen, hayvanlar üzerinden yaşamlarını kazananların mallarını sabote etmeyen, hayvan katillerini tehdit etmeyen, korkutmayan benim gibilerde çeksin elini bu ölümü savunan sistemden. Ve bunu hayvanlar için yapalım, seviyorsanız barışı, istiyorsanız sevgiyi ve insanları önemsiyorsanız çekin ellerinizi hayvan dostlarımızdan çünkü hayvan özgürlüğü insan özgürlüğüdür; yeryüzüne özgürlüktür.