16 Nisan 2011 Cumartesi

Kolay Olmasın Aşkımızın Başlangıcı

video

SEVİŞGEN ŞİİR

sessiz bir günü bozuyor saçlarının rengi
teninin ışıltısı
sesli bir biçimde üzülüyorum
benden habersiz uzayan saçların için
parıldayan ayva tüylerin için
dokungaçlarını düşünüyorum
hani öpmüştüm ya
ve utanmıştın sen
bastırmaçlarımdan
biliyorum şimdi olsan yanımda
sarılgançlarıma bırakacaksın kendini
giremeçlerime vereceksin
alamaçlarını
ben de böyle özlemeçli kelimelerle oynamayacağım
hayat işte
ne yapalım
yoksuluz
gün boyu
geçiyor trenler
kalkıyor uçaklar
ve batıyor gemiler
saçların gizlice uzarken kasıklarıma doğru

UÇSUZ VE BUCAKSIZ

yatağı değiştirilmiş bir akarsuyun
suya hasret kumullarında açan çiçeğiz
tek umudumuz asla akarsuya dönüşemeyecek bir yağmur
kaybolduk
kendi içimizde nöbetleşe birbirimizi beklerken
beklemek anlamını kaybetti
sen bende ben sende yağdım
gün ışığını ihmal etti sevgimiz
ben sende sen bende ışıdın
uzak bir denizi özledik
yanıbaşındayken denizlere akan bir akarsuyun
plastik şişeleri akarsuya süpürüyordu bir memur
geleceğini çalıyordu kendinin farkında değildi
bu şehirdeki tek mutluluk kömür ateşi ile gelmez
bunun ispatı gibi öpüyordu kadın erkeği
yine de edep yerlerinden utanıyordu kadınlar
erkekler erken boşalıyordu
bir böceğin fısıltısını ise hiç kimse duymak istemiyordu
insanlar sürekli çarpıyordu birbirine yürürken
yan yana durakta oturup hiç konuşmuyordu
kadınlar ve erkekler
sürekli uçsuz ve bucaksız bir yalnızlığı özlüyorduk
uç sen bucak ben

12 Nisan 2011 Salı

İNSAN DİKTATÖRLÜĞÜ

Doğadaki hiçbir etçil hayvan besin zincirindeki canlıları kızartıp, haşlayıp, közleyip, baharatlayıp, soslayıp, paketleyip ve biriktirip yemez. Hayvanlar, doğa ile uyum içinde yaşayan sosyal canlılardır. İnsan denen hayvan ise; insan olmayı provoke edip, maniple edip, kutsallaştırıp, dinleştirip ve nihayet devletleştirip egolarını, hırslarını, damak tadını tahakküm halinde şifreleyerek uydurduğu kurallar bütünüyle diğer canlıları yok etmeyi meşrulaştıran acımasız bir diktatördür.

9 Nisan 2011 Cumartesi

MAVİLEŞEN, MORLAŞAN, KIRMIZILAŞAN VE KARARAN İÇLERE

bu pencere benim mi bilmem
bir bahar geçiyor dışından
tüm yeşiliyle upuzun etekli
penceremin dışından geçiyor zaman
hurçlara sarılı yazlıklar
babamın gençlik fotoğrafları
albümlerde gizli kardeşimin saçları
tozlu kutularda duruyor kaybolmamışsa
onlar içeride benimle pencerenin içinde
kısa kollu ve bacaklı akdeniz çocukluğum da yanımda
kumda yanan ayaklarım hâlâ tuzlu
mavi deniz, mor karpuz, kırmızı tenlerimiz
kararan yediğim tokatlar
acıtır canımı gece bazen uykumda bile
balkonsuz ve terassız yalnızlığımı saran koca bir hiçlik
tepeden tırnağa bir kadın gözlerim
pencereden sızan koyu ışık altında
kasıklarında kirlenmemiş bir gelecek uyuyor
gel dindir acımı sevgilim
seninle birlikte
görevleri belli olmayan
serseri bulutlar gibi
inelim bir kentin üzerine
aşıklarla çocuklar sevinsin
üzülsün babalar
bir takım iri yarı adamlar
karartsın yine yürüdüğü yerleri
uzanalım öylece
aramızda yatan aşkın kulunçlarından öpelim
aşk pembe elleri ile alnımızdaki terleri silsin
pencereden bakmayalım