11 Şubat 2012 Cumartesi

SON YOLCULUK

şehrin ortasından geçen otoyolda 
solladığımız celep kamyonunun
karasöründe bir inek
uzatmış başını
güzel gözleriyle 
bana bakıyordu
bana bakıyordu
bana bakıyordu


2 Şubat 2012 Perşembe

BU KENT

boncuklar sallanır, bulutlar örter
köpekler gül bahçesine işer
bir çocuğun kafasını koparır cani
dondurma külahından bir ısırık alır gibi
okyanus bir gelip
bir giderken
anlamsız bir ayın esaretinde. C.B.



Yine her şey bulanık gelmeye başladı dünyada. Hiçliğin ve anlamsızlığın yıldız tozlarında nefes alamıyorum. Yaşamak hep bir trajedi gibi sanki, o yüzden trajediyi kah bir melodrama kah bir münzeviliğe çevirmeye çalışıyoruz boş uğraşlarla. Acıyla yaşamanın imkanı yok aslında.
 

Dünyayı hiç sevmedim sanırım sevemeyeceğim de. Kentler ve kalabalıklar sürgit yalnızlığıma yeni anlamlar kazandırıyor. İnsanın ve uygarlığın olduğu yerde mutsuzluğun olduğunu da, insan eliyle grileştirilen bu yenilginin içindeki hüznü seviyordum eskiden, severdim, seveceğim diye umuyordum ama, olmuyor. Kendimi işgal edilmiş gibi hissediyorum. Bir buhran, sözleşilen saatlerini hiç sektirmeyen dakiklikte bir düşman gibi üzerime fırlatıyor oklarını... 

Martıları izliyorum bir de hızlıca akan bulutları. Artık düşlerim tek kişilik değil, sevinçlerim ve acılarım da. Tahmin edilmez ve kestirilemez bir yolculuğun öznesi oldum sürpriz bir şekilde. Kah içe işleyen bir soğuk mum ateşiyle aydınlanıp ışıyıp ısıtıyor kah özlem koca bir alevi sutreliyor bu kentte. Anlamsızlığın ve hiçliğin bir anlamı şekli var; sıkıntı ve korkularıma yenileri ekleniyor sürekli, tanımadığım onca yüzü, insanı, kovalamacayı gördükçe.

Yıkım dolu vazgeçişler, başarısılıklar, itaatle dolu başkalaşan insanlar, işsizlikle dolu umutsuzluklar karanlık gelecek sabahlar... Her sabah yağan yağmurda 'gitmek istiyorum uzaklara' diye konuşurken kendi kendime (bu aralar kar) cevap hep aynı susuşla, sessizlikle geliyor yine kendimden; yoldaş oluyorum hayallerimin yolculuğuna, bulamadığım dost sohbetlerine ve yılgınlığın acımsı tadlarına. Üşüyen parmak uçlarımla, yanan bedenimin arasına girdi bu kent. Geride kalan her şey acıyor, üşüyor, sersem...