28 Aralık 2009 Pazartesi

KISA, KÜÇÜK VE TATLI

kısa
küçük
ve tatlı
bir gülümseme
olmak isterdim
hep hayatta
ama
kısa
küçük
ve tatlı
bir zehir
oldum
son toplamda

fazıl tar

KIŞKIRIK VE SEVİŞGEN

parmakuçlarım görünür kılmıştı
pembeye çalan
utangaç ve sırılsıklam kırmızılığını
suskun dilim
Pencap kadar yoksuldu
kırmızılığın mora çalarken
kaplan kadar yırtıcı
fitne ve bir o kadar fücur
sarmaşık yeşili sesimiz
ağzından içtiğim beyaz sudan ve
sancılı kasılmalarındaki zevkten besleniyordu
bir tünelden
bir tünele
biz trendeyken

fazıl tar

BASIMLAMA

gündüz elâ
akşam alev
eylülde çam kokardı gözlerin
kendine çekerdi gözlerin renkleri
simsiyah basımlamaydı
zaman ayarlı hayatların
parça tesirini
bastırırdı göğsüne
gözlerin birer
mahkeme celbiydi
endişelenirdi herkes
susardım gözlerinde

fazıl tar

18 Aralık 2009 Cuma

HATIRLA ŞİMDİKİ ZAMANIN ANILARINDA KOYNUMA GİRDİĞİNİ

İki çamın arasından
Camii görünmekteydi
Paratonerli ve hilalliydi
Minarenin tepesi
Su deposu vardı önlerinde
Hem minareyi suluyordu çeşmesi
Hem de çamları
Çamlar iğne yapraklıydı
Gökyüzü yeşildi
Elerimiz katre
Arsız minarenin boyu
Çamları geçmişti
Marangozhaneydi camiinin eski yeri
Ağaç kerhanesiydi
Uçurtmanın ipiydi
Yalnız bir kumruydu
Korkarak mutsuzluktu
Kaybettiğim çocukluğumdu
Yapraksız bir asma tarhında sıkılmaktaydı zaman
Tarhın altında yatılırdı bir zamanlar
Hatta yıldızlar bile vardı gökyüzünde
Karbonsuz gecelerin kahramanıydı
Temmuz masallarının efendileri:
Demirkazık, Andromeda, Küçük ve Büyük Ayı
Terastaydı her şey
Her şey üstündeydı o evin
Biz en alttaydık
İç içe ve sıkışık
Durmadan sevişirdik

fazıl tar

NİL

imgelerim kısır
tezgahım dökülüyor
bir tek ellerimdir güzel
parmaklarım işvelidir
o da sana dokunduğum için
iyisi mi sen al götür buralardan
beni, imgelerin tezgahlara düşmediği
sırtındaki havadar boşluğuna
su değirmenlerine
bahçeli yaylana
serçelerle konuşan kaygan uçurumuna
barış ülkesine gidelim senin
orada gözlerin Nil
yurtsuz çingenedir sesin
gidelim buralardan
hiç durmayalım
bilmediğimiz bir ölümde
Ermenice öpüşelim / sevişelim

fazıl tar

13 Aralık 2009 Pazar

KAHVALTI

sabah, senin yolladığın
biberli salçanın
içine yeşil zeytin doğradım
biraz da zeytinyağı
gezdirdim üzerinde
naneyi ve limonu da
unutmadım
tabağın,
kenarındaki yağa
ekmeğimi banarken;
kendimi,
egenin
denize komşu
ve papatya kıvamlı topraklarında
çıplak ayaklarımla hissettim
ellerim maviydi
gökyüzü hâlâ yerindeydi
aldığım lezzet;
yağmurlu bir akdeniz akşamının
kasıklarınla birleşen tadına benziyordu
en uzun kahvaltımı yaptım bu sabah
sensiz daha buruk
senle daha dolu

fazıl tar

İLAÇ

karanlığı yırtan
karanfil bir gece yarısı gibi
ateş saçlarının
cürümü,
kavlıyor
kupkuru bedenimi
biz
atlıkarıncanın üvey çocukları
sarılıp beslerken
nar kırmızısı ateşimizi

fazıl tar