22 Kasım 2011 Salı

Serzeniş


İnsan biraz suya benzer bence sosyolojik olarak içinde olduğu şeye benzemeye, onun şeklini almaya, önüne gelen ilk zayıf bentten akmaya ve ilk yarıktan kaybolmaya çalışan. Bunda başkalarına benzeyip görünmezliğin savunmasına sığınmak kadar sistemin bir dayatması  da var gibime geliyor. Birbirimize benzeyerek daha kolay var olabileceğimiz, sorunsuz bir hayat yaşayabileceğimiz bize öğretiliyor. Su yatağını bulur sözünü hem bir kaderi çağrıştırdığı için hem de birleşik kaplar yasası gibi bizi maddeleştirip kanunların dışına çıkmamamız gerektiğini dayattığı için sevmem. Bazı insanlar için geçerli değil tabii bu durum. O kadar az ki bu tür insanlar ve toplumun içinde birer sabun köpüğü gibi sönüyor etkileri. Bazan insanların yapış yapış derisi ve kokusu itici geliyor bana fena şekilde. Etrafına bakıp faydacı bir mantıkla yaşayan insanlara katlanıyor olmak, birlikte yaşıyor olmak ve onlardan birine dönüşüyor olmak korkunç. Çünkü hepimiz zayıf, kibirli, kendimize odaklı, akacak bir delik bulmaya çalışan, o delikte hep birlikte foseptiğin molekillerine dönüşen bundan ve bundan rahatsız olmayan canlılarız.  Bu duruma çoğu zaman katlanamıyorum, içmek, sarhoş olmak, unutmak ya da bedenimin emirlerine uyup yemek, sevişmek istiyorum. Kaybolmak istiyorum sevgilimin uylukları arasında, kabaran erkekliğimin sorgusuzca girmek istediği her yere sokulmak, sıcaklığı ve ıslaklığı ile kendimden geçerken kendi bedenimden çıkmak, kaybolmak, yok olmak istiyorum. Ayyaş ve bunak bir serseriden başka bir şey olmak sürekli başkalarının işine yarıyor çünkü. Hiç serseri olamadığım için hayıflanıyorum. Serseri olmak dünyayı yozlaştıran tüm aşağılık mesleklerden daha çok bir şeydir diye düşünüyorum.  Çok az şeye benzetilmek imgelerden ve lirizmden uzak etkili ve içe işleyen şiirler yazmak istiyorum. Güzellik kaygısı taşımadan aksine çirkinliğe, aşırılığa, şiddete beslediğim sempatinin bende vücut bulmasını istiyorum.  Işıltılı dükkanlardaki ve odalardaki aynaların yansıttığı pis ve yağlı suratlarımızı, yok edici iyilik ve güzellik anlayışlarımızı görebiliyorum çünkü. Hayatın kendisinin, sokakların sıradanlığının, insanların korkunçluğunun, arzuların pespayeliğinin, aç köpeklerin korkusunun, kirlenen ilişkilerin, dünyanın katlanılmazlığının katı gerçekliğine mahkum olduğumu hissediyorum çoğu zaman. Bu yüzden şiir çok başka ufuklardadır benim için.
 

kayıtsızca yürüyorken ölüme
ardında bıraktığın yaşamdan
sana ne kalacak
kırdığın ve soldurduğun
canlılardan başka

 

Gördüğüm her şeyi yok etmek istiyorum dünyanın sadece kendisi kalana dek. Bu dünyaya ait değiliz biz; yaşamımızla, tüketen, yok eden, kopartan, acımasız emperyalist bir türüz sadece. Yaratıcılığın benzersiz kibriyle efsunlaşmış ve billurlaşmış kaslarımıza, binalarımıza, özgünlüğümüze, devrimlerimize, tarihimize, parçası olduğum toplumun olmayan ifade özgürlüğüne küfretmek ve radikal bir eylemle kendi uygarlığımızı bir daha var olamayacak şekilde ortadan kaldırmak içimden geçiyor. Karanlığın, sinmişliğin, geride kalmanın, vazgeçmenin, kavganın, sarhoşluğun ve sevişmenin erdem olduğu rüyalar görüyorum. Girdiğim deliklerin, içine çekildiğim dehlizlerin renksiz alacakaranlığında pusuyor ve ürperiyorum gelecekten. Hiçliği, kaybetmeyi, inançsızlığı, ayakta durabilmeyi test ederken düşmekten, yenilmekten, yalnızlaşmaktan, yabancılaşmaktan artık haz alamadığımı gördüğüm için rüyalarım birer kabusa dönüşüyor. İçimde bir yerlerde bir şeylere inanmak ve bağlanmak, öfkeyle de olsa bir düzeni tekrar etmenin ruhuma daha iyi geldiğini duyumsamak çelişkilerimi derinleştiriyor. Asıl korkunç olan ise çok başka bir şey. Asıl cehennem kendimim. Bir hergele de olsam, nerede görsem durup bakıyorum kendime, öfkeme, sarhoşluğuma, insanlığıma, nefretime, kibrime, ahlaksız ihtirasıma. Kendime duyduğum nefretin içindeki ihtirastı asıl cehennemim. Herkes gibi biri bir insan. Çamurun içinde kıvranan ne bir düzen karşıtıydı ne de içinden gelenleri yapacak kadar özgür biri.  Kafasına taktığı ve çözemediği çengelli sorularıyla bir zavallı. Yalnızlığımı hiç sevemeyen bir yalancıydım ben, insanlardan nefret ettiğini sanan. Belki de insanlığından çok başkası olmaya mecbur.