26 Ekim 2011 Çarşamba

DEVRİM


Ey ilerlemenin sahte büyüsüne kapılmış siz liberaller, müslümanlar, solcular, ideologlar, konformistler, modernistler, demokratlar, tekno-endüstriyel uygarlığı var eden tüketiciler, bu alemi kendilerine verilmiş bir hediye olarak görüp hoyratça gaspeden hakimiyetçi insanoğlu: Diktiğin her bina, satın aldığın her bilgisayar, yediğin her hamburger, giydiğin her takım elbise, yaptığın her çocuk, yarattığın her eşya, yönettiğin her şey seni kaçınılmaz bir sona daha fazla yaklaştırıyor farkında değil misin? Senin bakiyene yazılan her artı gezegenin sonlu kaynaklarını eksiltiyor, yağmalıyor, bozuyor, geri dönüşsüz acı dolu bir yıkımın puantajına dönüştürüyor anlamıyor musun? Artık ne temiz su kaynaklarına ulaşabilmenin bir yolu, ne zengin bitki florasından sağlıklı beslenmenin bir yöntemi, ne ciğerlerinle mutluluk ve zehirlenmeden soluk alabileceğin hava, ne kendine ve çevrene ayırabileceğin bolca zaman, ne de kendi kararlarını verebileceğin bir özgürlük ortamın kaldı görmüyor musun? Başkalarının belirlediği işlerde, başkalarının seni o iş için eğittiği konularda, başkalarının hesasabına, başkalarının kuralları ve dayatmalarıyla sevmediğin işlerde emekli olabilmek için binbir zorlukla ve itilip dışlanarak çalışıp durmaktan bıkmadın mı? Yasayla, polisle, askerle, vatanla, bayrakla, şehitle, toplumla, gelenekle, aileyle, gelecekle üzerinde kurulan otoritenin, hiyerarşinin, korkuların gerçek şiddet ve terör olduğunu idrak edemiyor musun? Çok geç olmadan gezegen kendinden aldıklarını geri almaya başladığı dönüşsüz yola girmeden insanlar, hayvanlar ve doğa üzerinde kurduğun tahakkümü kaldır artık. Uygarlık demek olan devletin ve onu yaratan ve yaşatan acımasız tekno-endüstriyel kapitalist mekanizmanın olmadığı bir dünya hayal et, bu baskı ve zulmün daha fazla sürmesine izin verme isyan ol devrim ol gezegeni kurtar.

14 Ekim 2011 Cuma

HATA


Son rakamlardan haberim yok ama sadece İstanbul için her gün otuz bin sığır mezbahalarda öldürülüyor ve mutfakların yolunu tutuyor. Bir bu kadar koyunu da ilave edersek ülke genelinde on binlerce hayvan her gün beslenme amaçlı olarak canlarından oluyor demektir. Kanatlı kuşlarda durum daha da kötüleşiyor. Bu sayı yüz binleri buluyor. Bu canlıların derilerini giyiyor, tüyleri ile ısınıyor onları ayağımıza giyip yürüyoruz. Vücut sıvıları çalınan binlerce canlı normal ömürlerinden çok daha kısa süreler içinde hayatını kaybediyor. İnsanların sağlığı için denek oluyor, güzelliği için makyaj malzemesi oluyor, eğlenmeleri için bahçeleri kuruluyor, sirklerde dalga geçiliyor hiç olmadı küfürlere konu oluyorlar... Binlerce kedi ve köpek sokaklarda kötü muameleye maruz kalıyor, yakılıyor, kuyruğu kesiliyor ve işkence görüyor. Bir o kadarı kazalarda ölüyor. Hayvanları kullanmanın ve sömürmenin akla hayale gelmez yöntemlerini bulmakta çok başarılıyız.

Kısacık ömürleri boyunca durmadan çoğaltılıp semirtilen bu canlılar sosyal varlıklar, doğada olması gereken, gökyüzünün sonsuz maviliğinden kopup gelen rüzgarlar ve yağmurların büyüttüğü otlaklarda özgürce dolaşması gereken bizim gibi canlılar. Hayatları boyunca birçoğu fabrika çiftliklerinde ölüm yolculuklarına esaret altında yürüyor ve acı dolu sonlarını kederle bekliyor. Bu acımasız gerçekleri normalleştiren soğuk bir insanmerkezci algı var bu ülkede ve bu algının sempatizanları ve taraftarları büyük bir koalisyonun ve ortaklığın üyeleri aslında farkında olmadan. Hiçbir konuda anlaşamasalar da, iktidar ve otorite için sürekli savaşsa da, birbirlerini sürekli baskı altında tutup yaşamaya çalışsalar da bu insanlar hayvanlar söz konusu olduğunda birlikte hareket ediyorlar, birlikte öldürüyorlar, sömürüyorlar ve bu haklarının (!) ellerinden alınması ihtimali karşısında birlikte hareket edecekleri de çok açık. Onları durduracak ne yasa, ne kanun ne de ahlaki bir durum var. Hiçbir insan hayvanları öldürülmesinin yarattığı sonuçlardan faydalanma zevkinden birbirine düşman da olsa vaz geçmiyor.

Çünkü insan iktidardır. Dünyada, bulunduğu coğrafyada, ülkesinde, kentinde ve yaşadığı evde egemendir. Yerinden, konumundan, zevklerinden, hazlarından memnunken kendinden başka bir tür canlı için fedakarlık yapmalarını beklemek menfaatlerinden, çıkarlarından, damak tatlarından, kibirlerinden ve doymak bilmez iştahlarından vaz geçmek anlamına geliyor. Her biri sosyal bireyler olan ve insanlar gibi bir topluluğa aitken doğadaki her bir tür kadar yaşam hakkı ve seçme hakkı olan bu canlıları kitlesel bir ölüm ve soykırıma uğratırken bunun insanların en doğal hakkı olduğunu iddia etmek büyük bir haksızlık. Artık bir şeyleri değiştirmeliyiz. Amaların ve bahanelerin ardına gizlenerek insanın ve gezegenin yitiriliyor oluşuna hayvan kıyımının neden olduğunu ispatlamalıyız insana rağmen. Geç olmadan. Pasif bir vejetaryen da olabiliriz kararlı bir vegan ya da önümüzdeki örnekleri izleyen doğrudan eylemi göze alan radikal bir aktivist. Ama artık bir şeyler yapalım, bir tartışmadan başlar her şey belki de bir şiirden bilemiyorum, bildiğim tek şey Hayvan Özgürlüğü her şeye rağmen. Her gün ölen canlılar bunu hak etmiyor, evrensel bir şefkat ve vicdani bir sorumluluğun doğadan kaynaklanan etik eşiği farkındalığımızı artırmalı. Çünkü hayvanlar masum, onların ölümleri ve sömürülmeleri kendi hataları değil, hata bizlerde.

...
Kenar bir gecekondu mahallesinde
eski, kirli ve tapusuz evlerin arasındaki
ara bir sokağın yoluna yapışmış
incecik bağırsakları didikliyordu
kösnül ve iğreti gagalarıyla iki karga;
soğuk bir günde
yeni dökülmüş asfaltın sıcaklığına
tüylü kuyruğuyla çöreklenerek
ısınmaya çalışmanın
hata olduğunu anlayamayacak kadar
küçücük bir kedinin.


Hatadan dönmek büyüklük derler sizden başka canlıların hayatlarını umursamanızı ve bunun son kertede kendi doğrularınız haline geleceğini düşünmenizi istiyorum. Çünkü Hayvan Özgürlüğü, İnsan Özgürlüğüdür Gezegenin Özgürlüğüdür. Başka çaremiz yok.