27 Eylül 2010 Pazartesi

GERDANIMDAN KAN DAMLIYOR

Şimdi neredesin?
Kısaltılmış ömürleri çoğaltan hüznünü
kiminle damıtıyor karnın?
Saçlarında gezinen soru işaretlerini
sonunda anlayabilecek birileri
ikna etti mi onların ünlem olduğunu sana?
Hangi yılgın özürler kapasiteni aşamayacak şimdi
karar verdin mi?
Sessizce dokunuyor artık sana aynadaki aksin,
duvardaki yazıların, dizlerindeki güç farkında mısın?
Hangi kitabın arasında arıyorsun kendi ellerini?
Tam yolun ortasında uzanmış ölmeyi beceremeyen
bir yılan gibi akıyor gözyaşların
kalbinin köşelerinden durdurabiliyor musun?
Artık çok geç,
kendi zehirinle ölemeyecek kadar büyüdü direncin
katılaştı gözyaşların görebiliyor musun?

minüskül harflerle fısıldıyorum içlendiğimi
narin bir gözyaşı damlasının kulağına,
sadece senin hüznüne kulak kesilmiş duymuyor ki beni...

BEKLENTİLER

cetvelle çizilmiş gibi dümdüz caddelerin simetrisi oldum olası huzursuz eder beni. yemekten hemen sonra yıkanan bulaşıklar gibi kuralları ve sıkıntıyı hatırlatır ve bu düzeni onaylayan gizli bir hayranlık yatar içlerinde sanki. ne de güzeldir yağ teneklerine ekilmiş kasımpatı ve küpeçiçekli evlerin önünde atletleri ile oturmuş rakı içen adamların küfürlerine sinen neşe. işsiz oğulları için endişe eden annelerin sıkıntıyla sigara içişlerindeki komşu ahbaplığını hiçbir takım elbiseli mesai arkadaşlarının gözlerinde göremezsiniz. ah be şu tembelliğime ısırgan otu gibi batan sorgucu beklentiler: defolun gidin defolun gidin defolun gidin!

4 Eylül 2010 Cumartesi

AKŞAMÜZERİ

biraz yürümek için çıktım dışarı akşamüzeri
ağrıyan sağ ayak bileğime belki iyi gelir diye
birazda sıkılmıştım zaten evde oturmaktan
geniş caddeli bir kaldırımda oturdum sonra aylak aylak
kaldırımlar geniş değildi pek
iş çıkışı evine yetişmeye çalışan bir baba
aceleyle yürüyordu
ekmeğin ucunu geveleyen esmer küçük bir kız gülümsüyordu
köşedeki taksici abartılı jestlerle konuşuyordu
hayatı paylaşıyordu henüz sıcaklığını kaybetmemiş
bir rüzgar sırtımda
temiz giyinmiş genç bir kız geldi yanıma
vurgularından ezberlenmiş olduğu belli sözleri tekrarlamaya başladı
yüzüne yapışmış sahte bir gülümseme ile
yoksul bir öğrenci için harç parası talep ediyordu
mümkünse yardım etmek ister miydim
büyük bir ihtimalle yalan söylüyordu ama
kitap ayraçları tutan elleri titriyordu belli belirsiz
yoksulluğunu saklayamayan gözlerini alıp gitti sonra
kırık bir gülümsemeden başka verecek
hiçbir şeyim yoktu çünkü ona
kalktım ve eve doğru yürüdüm
yanımda göndere asılı bayrağı ile
büyük bir alışveriş merkezinin bankından
sağ ayak bileğim daha çok ağrıyordu şimdi

SIZI

varlığın karşısında kendimi küçülttükçe
sana olan aşkımı büyütüyorum çaresizce
dudaklarının kenarından belli belirsiz sızan
bir damla gibi kanıyorum
tükür beni!