20 Şubat 2010 Cumartesi

YARIM

saatler ağır çekim sıkıntı rolünde
tekinsiz öğleden sonraları başladı işte yine
yarım ve eksikliğimi anlatıyor
bana öğleden sonraları
tek bir mutlu insanı barındırdığını sanmam
bu saatlerinde dünyanın
ne içtiğim kahvenin tadı geliyor
ne de çaylar alıyor demini
yalnızlığım ağsız kalmış bir örümcek çaresizliğinde
tozlu bir camda yüzünü arıyor
zavallılığım bile yarım
sıkıntılı öğleden sonralarında
yarım kalıyor çözdüğüm bulmacalar
hiç okuyamadığım dergiler yarım
ismini bile duymadığım şairler yaşıyor
aynı ülkenin öğleden sonralarında
kırmızı bindallı giymiş
esmer bir kürt kızının
simsiyah saçlarındaki kir olmak isterdim
en iyi ihtimalle bir öğleden sonrasında
geç kalan akşamların neşesi dahi
yarım hüzünlerle kirlenmiş
bedeninden ay doğan kadınların
gece yarısı erkekleri med-cezir
hiçbir zaman kuramadığım
geniş zamanlı cümlelerden
bir dileğim var şimdi
şu okul önlerinde
bisikletinin arkasında
gül satıp sürekli gülümseyen
ama mutsuz adamdan
pazarlık etmeden
kendime bir gül alıp
göz kapaklarımla bir şarkı tuttursam
koşsam
her şeyi bırakıp kaçsam
en azından
bir sonraki öğleden sonrasına kadar
mutlu olsam

fazıl tar

AYSEVİN MEMELERİ

Biri ağzımı doldurur mama niyetine
Biri Ankara'yı, muhalefet edercesine
Aynı zamanda çimentosudur
Gri binalarının Ankara'nın
Fakat mesaiye kaldımı
Değiştirir rengini gecelerin
Memeleri Aysevin
Uzun bir öykünün finalidir
Kapalı ve muğlak
En can alıcı vurgusudur
Ezberimdeki repliğin
Açık ve net
Aysevin memeleri

fazıl tar

AYSEVİN ELLERİ

İncecik tenini
Yorgan niyetine günaşırı üzerinde taşır
Aysev aslında çıplaktır yani
Çırılçıplak
Bizim gibi
Hayat gibi
Denizaşırı öfkesiyle tutuşturur
İsyan ateşini
Isıtır ellerini
Kaybetmekten yorulmaz elleri
Hiçbir şeyi olmadan
Sürekli kaybedebilmektir marifeti
Öpülesi ve incecik
Aysevin elleri

fazıl tar

AYSEVİN GÖZLERİ

Esmer hüzünlerini kuşanıp
Senin olan gözlerine tırmanıyorum
İçimde bir asansör boşluğu korkusu
En çok kaynak yapılan kuyrukta
Sıramı bekliyorum
Tedirginlikleri yitebilmek demek
Aysevin gözleri

fazıl tar

AYSEVİN SAÇLARI

Gökyüzü kapanmış bir orman patikasında
Ciğerlerine dolan çam kokularında
Düşün yürüdüğünü aklında bir şey olmadan
Ne hızlı ne yavaş

Ormanın kuytularından gelen
Su damlacıkları ile yüklü gizemli nemin
Tenine değen hünerli ellerini hisset
Ne soğuk ne sıcak

Özgürlüğün müziğini duy
Bir parçası olduğun doğanın
Ilık bir anemon rüzgarında
Alçak dalları değil başını okşayan
Aysevin saçları

fazıl tar

10 Şubat 2010 Çarşamba

HAYMATLOS

hoş geldin gece meleği
fanilamın içindeki
boynumun sıcaklığı
ürpertilerim koltukaltımdaki
bacak aramdaki ilkellik
"bacakarası" bir çeşit siyah kuş türü imiş
tdk'ya göre ne de ironik
başlasın artık
aklımızın kozmik odasındaki
sivil nümayiş
fakat göstere göstere uysun emirlerimize
tenlerimiz
ter koksun yastığımız
kaldır eteğini

damağımıza yapışıp kalmış
kirli geçmişimin paslı tadını
temizliyorum şimdi
ağzımı emzirdiğin memelerinden
süt dişlerimle
at üstündekilerin hepsini

bacaklarım, ayakları
kasıkların, yağlı bilye yatakları
bir calaskarın
zincirinden asıldıkça döner dişlileri
ve yerden kesilir ayaklarımız
bir çeşit siyah kuştur kaldıraç sistemimiz
çıkar artık külodunu

körpe boynunu egeye uzatan meleğim
bir kısrak başı gibi uzat dudaklarını da bana
dalgalansın kumral yelen
ritimsiz salvolarımızla titreşirken
ve tatlansın ağzım
izmir'in haymatlos memeli tatlı kadını ile
sevişip tekleşelim

fazıl tar

6 Şubat 2010 Cumartesi

İÇİMDEKİ GÜRÜLTÜ

bulutları özleyen ve hiç kavuşamayan
dumanlı başım yerine
omuzlarımın arasından yükselen
başağıtsın sen
sesinin deprem uğultusu
kör ediyor kulaklarımı
duymaz oluyor gözlerim
tek kişilik yalnızlık sahnesinde
hayatını oynayışını izlerken
gözlerim düşen bir çığ
soluk geçmişine üzülen
içli bir şarkının en sol notalarında
çekip gidivermek kararı gibi
isyan ediyorsun içimde
sen ey sevdiğim kadının
siyaha çalan saçları
sen ey öpüşlerimin kavruk teni
seni çarpım cetvellerindeki gibi basamaklara
ayırarak seviyorum birer birer
sürekli işlem hataları yapıyorum bilerek
üzerinden bir daha geçebilmek için
organlarının sayısını hesaplarken
kara kaşlı dilber
her geçen gün
minikliğine sokularak
büyüyor içimdeki gürültün

fazıl tar

KLİTORİS

aklımda
alnımın ortasında
bağdaş kurmuş oturmakta
yüzlerce yıldır sanki
iler tutar yanı yok
aklımın
nasıl ki
senin de yoksa
varlığının
bedeninin
içimde hissediyorum sadece
iki etinin
arasındaki
yuvarlak
görgüsüz
yapışkan
soysuz
ıslak
yalancı
sıcak
dengesiz
kırmızıyı
içim dediğim
ağzımın içi
damağına yapışmış dişim
gırtlağına kaçmış dilim
sonsuz boşluğunda
sonlanacak
gidişim
gelişim

fazıl tar

SIRADAN BİR GÜNDÜ

sıradan bir gündü
sıradan cinayet haberleri gazetelerin üçüncü sayfasında beyaz kâğıtları renklendiriyordu sadece
sıradan bir adam sokakta yürüyordu, siyah paltosunun cepleri ıvır zıvırla doluydu
sıradan şarkılar çalıyordu radyoların bilinen dalga boylarında
sıradan bir kadın ağlıyordu nedenini kendi de bilmeden, bilse de kendine bile itiraf etmeden, etse de bizim anlayacağımız cinsten
sıradan bir ırmak gri akıyordu kenarındaki cesetten habersiz
sıradan sıkıntılar berber koltuklarında dillendiriliyordu: dinadamlarının seks hayatları neden çok renkliydi
sıradan bir yazar korkularını tezgahlıyordu aklının işportasında
sıradan bir kapı açılıyordu az sonra sevişecek iki kadın giriyordu içeri
sıradan otel odalarının yataklarındaki sperm, kirli çarşafların tek nedeni değildi
sıradan çocuklar doğuyordu kanrevan içinde
sıradan yemekler yeniyordu bıkmadan usanmadan
sıradan bir kız ince bileklerini kesiyordu jiletle, bembeyazdı kanı ve kemikleri görünüyordu bileğinin
sıradan bir gemi paslanıyordu okyanusun ortasında
sıradan bir oğlan babasından nefret ediyordu, babasına daha çok benzeyerek her geçen gün
sıradan bir tanrı bir başka tanrıya pusu kuruyordu kalleşçe
sıradan boşvermişlikler birbirini kovalıyordu dolgun maaşları ile
sıradan şişkin egolar hayatları zehirliyordu
sıradan bir mazarlıkta iki adam birbirini beceriyordu
sıradan bir cesete ilk kurt düşüyordu
sıradan ağaçlar isimsiz bir ormanı onurlandırıyordu
sıradan bir oyuncu yalan söylüyordu sahnede
sıradan sıkıntılar yaşanıyordu ev içlerinde, pazar ertelerinde
sıradandı bugün ne pişirsemler
sıradandı parasızlık
sıradandı sabah elbesilerini giyinmenin bir intihar nedeni olduğu saçmalıklar
sıradandı günler
sıradandı güneş ve gece
sıradandı ölüm, şeytan ve suç
sıradandı sonsuzluk
sıradandı tanrı
sıradandı her şey
sıradışı olan tek şey ise ekmeğe benzeyen ayaklarındı senin

fazıl tar

SUSMAK

aşk ve
sevişmeler
dostluklar
sohbetler
cümleler
kelimeler
birer azınlık gibi
bitti
tükendi
yıllar yılı

suskunluğumsa
bitmedi hiç
zamanla çoğaldı

birlikte
huzurla
susacağım
biri ise
hiç
başlamadı

fazıl tar