23 Ocak 2010 Cumartesi

OLMADI

masmavi bir düş gibi girdin rüyama
hiç gitmediğim yerlerdeydim
rüyamda altındaydım göğün
birden uyandım sonra
lacivert düşler kurdum dünyada
maviye ihanet ederek ama
simsiyahtım çünkü ben
sense mavi
birlikte mavi değil laciverttik
zaten özgürlüğün timsali
mavi göğün kuşları
kan görünce çıldıran
birer yamyamdı
birbirlerini parçalayan
her şey bir yanılsamaydı
bizler evrimin bir hatası
ve biliyorsun
aşk
piyasanın bir dayatmasıydı
alışveriş merkezlerinin
süslü camekanlarında
aslolan
dayamaktı ağzıma
kasıklarını
bir de daha acımasız şeyler vardı
evde hiç şarap olmaması gibi
şarap yerine çorap kokulu
seccadelerin odalarda gezmesi
çüke benzemesi tespihlerin imamesi
şarap alınmazdı işte bu evlere
ve sen de getirmedin o şarabı işte
şarap dolu bir evde hiç yaşamadım
lacivert düşler kurdum sadece
sen mavi
ben siyah
güzeldi
ama olmadı
bu şiir kadar berbattı hayat
saçma
anlamsız

fazıl tar

18 Ocak 2010 Pazartesi

EKSİK TAKVİM

işte yine
kiremit çatılara vuruyor
hüzünlü akşamın kırmızı gölgeleri
işte yine yapamadıklarım
yitik bir mülteci kararsızlığıyla
orada öylece duruyorlar
çoktan geç kalmış gölgelerin
önündeki uzak bir zamanı kırparak

ve ben şimdi
çok daha iyi anlıyorum
sensizliğin
en az yapamadıklarım kadar
günlerimi eksilteceğini
bir ay tamamlanmadan takvimde
sonrakine geçivereceğimi
sensiz olunca günler

ve ben şimdi
çok daha fazla hissediyorum
sensizliğin acısıyla
çok daha hızlı yaşlanacağımı
bu eksik takvimde

fazıl tar

ÖFKELİ DENİZİN AÇIKLARINDAN DEMİR ALDIM DA YANAŞTIM LİMANINA USULCA

sevgilim
hatırlıyor musun
o erken
ve ıslak
maskeli geceyi
deniz bizi
pencereden izliyordu
çıplak bedenlerimizle yaktığımız ateşi görüp
sanki kıskançlık nöbetleri geçirerek
kabartıyordu dalgalarının kırbaç seslerini
borana tutulmuş denizin sesini
gergin derilerimizle bastırıyorduk hani

kentin büyük bir çoğunluğu söylenenin aksine sürekli tedirgin ve mutsuzdu belki ama, biz yine de üst üste sevişiyorduk geçmiş bomboş yıllarımın ardına yatırdığım karbon kâğıdı pişmanlıklara inat ve bembeyaz bir intikam sessizliğindeki kırmızı hırslara bürünerek... başım süt liman bacaklarının arasından başlayarak temize çekiyordu tutarsızlıklarını, vazgeçişlerini, geleceğini... ya sen; yok edilmiş bir medeniyetin Âni'den çıkagelip asice akan suyu gibi isyan ederek istemsizce titriyordun sarsılarak...

yağmur pencere camlarının dışındaydı
o erken ve ıslak
maskeli gece başladığında
güneş doğarken
ıhlamur kokulu terlerimizdendi
pencere camlarının içindeki buğu


fazıl tar