25 Ocak 2009 Pazar

BERİSON




Fazıl Tar

Tebessüm ederek uyandı. Dilinde bir şarkı, kulağında sevdiği kadının sesi yankılanıyordu hâlâ. Sabahları hiç sevmez yataktan kalkmak ona çok zor gelirdi. Oysa şimdi iki gündür doğru düzgün birşey yemediği, hepsi altı yedi saat uyuyabildiği halde çok dinçti dimağı da vücûdu da. Yatağını toplamazdı daha önce. Kimsesiz ve boş hayatına benzetirdi çünkü yatağını. Bu sabah acemi bir er gibi disiplinle ama evinin kadını gibi özenerek topladı yatağını.



Yılın en soğuk gecelerinden biri sabaha dönmüştü. iyi ısınmayan odasındaki elektrikli sobanın çaresiz ve cılız ışığında ısıtmaya çalıştı çıplak bedenini. Belden yukarısı çıplak yatmıştı. Dün akşamın getirdiği yediden yaratımın verdiği enerjiyle çıplak girmişti yatağına. Şefkatle ve bir bir hatırladı yattığında başını yastığa koyduğunda gözlerini kapatmadan bedeninin ve kalbinin hissettiklerini.



Midesine oradan karın boşluğuna yayılan sızının sırayla göğsüne, meme uçlarına, omuzlarına, sırtına, boynuna, kollarına ulaşmasını titremesini başının dönmesini hatırladı tüm ayrıntılarıyla. Hayır hatırlamıyordu, yine yaşıyordu aynı şeyleri devam ediyordu hazların kendine dikte ettirdiği sarsılma.



Üzerini giyindi. Cep telefonunu aldı eline. Pin kodunu girdi sabırsızca. Yeni yazdığı açılış notunu okudu: "BERİSON!" yazıyordu. Gülümseme yayıldı yüzünün tüm kıvrımlarına. Sonra telefon açıldı. Bir yüz belirdi ekranda. Uzun uzun ciddi ciddi baktı ekrana sanki kaybettiği ve uzun süredir arayıp bulamadığı ama şimdi tesadüfen eline geçmiş bir şey gibi. Midesindeki sızı ağrıya dönüşüyordu. Kalbi hızlandı, kalbinin çarpıntısını kulak zarlarında duyabiliyordu. Şakakları ısındı şahdamarından geçen kan uğulduyordu.



Hâlâ ekrandaki kadındaydı gözü. Başı döndü kanepeye oturdu. Bedenindeki sızı içgıdıklayan acı sıcaklık kasıklarına indi. Telefonunu öptü, ekrandaki kadını öpemeyeceğini biliyordu. "Aşk, bir kadını hiçbir şey beklemeden sevebilmektir." diye düşündü. Mutluydu. Sorgulanacak hiçbir şey yoktu artık. Kendi kendine mırıldandı: İnsan mutlu olmak için yaşardı.



Artık gece rüyalarında kabus görmüyordu. Cesareti artmış korkuları uzaklaşmıştı. Kendine sürekli kimim ben, hayatta ne işe yararım, amacım ne diye sormuyordu artık. Ne hayatta başaramadıklarının bir önemi vardı, ne vazgeçişlerinin getirdiği pişmanlıkları, ne ailesinin kendine karşı duyduğu koşulsuz sevgi ve desteği onlara iade edememenin üzüntüsü, ne içinde saklı kalmış sevgi ve şefkati hiçbir şeye aktaramanın üzüntüsü, ne aldığı kararlardan tek tek kaçarken kendine duyduğu nefreti, ne kendi ruhunda bir mülteci gibi yaşaması, ne ertelediği hayallerin an be an geri dönüp kendini kırbaçlaması, ne tutmadığı sözler, ne kırdığı insanlar, ne kırdığı kalplar, ne suçladığı adamlar, ne küfrettiği sistemler, ne o bir yolcu treninin en arka vagonunda beline kadar dışarıya sarkmış uzun saçlı kızın tam önünden hızla geçerken kendine gülümseyerek el sallamasına tepkisiz kalışındaki soğukluğu, ne yeni tanıştığı ve değer verdiği kızların kendini tekrar eden bir yeknesaklıkta "neden konuşmuyorsun, neden bu kadar suskunsun?" demeler karşısında hissettiği utangaçlık, ne bir fahişeyle bir saat için anlaşıp yatakta sohbet üzerine sohbet açıp yarım saat sonra kadının "sevişmeyeceksek ben gidiyorum" deyip kapıdan çıkarken ardından bakıp kendine acıması, ne bir türlü kendini sevemeyişindeki nedenleri sürekli düşünüp sorunun ne olduğunu kavrayamayıp akılsızlığına kızması, ne bunca yıl hiç kimsenin kendisine "seni seviyorum" dememesine için için içerleyip zaten sevilecek neyim varki demesinin mahcubiyeti, ne umut etmenin artık aptallık olduğuna emin olmasına yol açan yetersizliklerin içine yerleşmesinin mutsuzluğu ne de artık içindeki karamsarlığın, şiddet eğiliminin, öfkenin ve kindarlığının bir önemi vardı.



Mutluydu hemde çok mutlu. Telefonun ekranındaki kadına bakıyordu, yaşıyordu onu içinde. Bir kez daha öptü ekrandaki kadını ama bu kez biliyordu telefonu öpmenin aslında o kadını öpmekten bir farkı olmadığını. Yaptığının çocuksuluğuna gülümserken biraz daha arttı içinde dalga dalga yayılan mutluluk.




Ve işe gitmek için evden ayrıldı. Sokakta hiç tanımadığı bir adama içten bir şekilde gülümsedi ve günaydın dedikten sonra ekledi: Ben Berison'u seviyorum.