11 Ocak 2011 Salı

HAYVANCIL

aramızdaki en güzel sır
şarkılara inanmaktı
o şarkılar ki
kara bir orman kadar
güzel
dokunmak kadar
sıcaktı
biliyorduk biz
sevmek için kelimelere
gerek olmadığını
insan
olmanın
yetmediğini!

SONSUZLUK

yüzüne bakınca
aklıma bir soru geliyor
son zamanlarda
yeryüzündeki okyanuslar
neden beyaz değil de mavidir
gökyüzü de
ben de
imreniyoruz çünkü
yüzünden akan
mutluluk kadar
beyaz bir sonsuzluğa

10 Ocak 2011 Pazartesi

GEÇECEK Mİ BU GÜNLER YOKSA HENÜZ BAŞLAMADI MI ASIL KORKTUĞUMUZ BOZGUN ERTESİ KORKUNÇ SESSİZLİĞİMİZ

Bir şeyler yapmak isteyip de bir türlü yapamayan negatifliğimin, etrafımdakileri kırıp parçalamaya evrilen enerjisi boşlukta sallanıp bana tekrar acı, tedirginlik ve endişe olarak dönerken kalbimde hissettiğim sızıdır hayat denen sıkıntı.

5 Ocak 2011 Çarşamba

GURUR

Açlık, yalnızlık, yabancılık, marjinallik, terör, paranoya, otofaji, göçmenlik, mültecilik gibi görünmez ama gayet somut ve soğuk tehditlerle ancak bir figüran olarak rol almaya mecbur bırakıldığımız üçüncü sınıf bir korku filmidir içine doğduğumuz kentlerdeki sıkıcı hayatlarımız.

Bu kentlerin sokak ve caddelerinde ölen kedilere, köpeklere ve kuşlara şahit olurken, evlerinin mutfaklarında katledilen canlıların cesetlerini büyük bir iştah ve kibirle yerken, gökyüzünde dolaşan karbonmonoksiti bulut diye izleyip ciğerlerine zehir olarak çekerken, birlikte yaşadığın katil politikacıların yalanlarına oylarınla yataklık ederken, seni soyan aptal görünümlü borsacı ve doktorlara saygı duyarken, insanları devlet, tanrı, ahlak sopasıyla torna tezgahından geçiren öğretmenleri severken, otoriter ve totaliter bir zulmü sana dikte eden bok kafalı polislere ve askerlere itaat ederken, savaştan ve kandan gözleri körleşmiş bir uçan spagetti canavarının pedofil bir elçi marifetiyle sana şükretmeni emretmesine boyun eğerken, çoktan yok olup gitmiş bir postallı zombiyi Ulu Önder diye yaşatmaya çalışıp, yeminler edip, marşlar söyleyip, kızamıklaşmış bez parçalarını göndere çekerken ve nihayet tüm bu isyan nedenlerini nötralize ederek normalleştiren hatta kutsallaştıran aile kurumuna dahil oluyorken; insanlığınla övünüp gurur duyabilirsin!

SEFİL BİR KENDİNE ACIMA HALİDİR YAŞAM

Paraları verdik ve indik taksiden.
Taksileri ve taksicileri sevmem.
Potansiyel bir pezevenk gibi görünür gözlerime hepsi.
Deniz'di ismi.
Düşünüyorum da şimdi,
bu basit yalana inanmak hoşumuza gitmişti sanki.
Gerçekten sarı mıydı saçları bilmiyorum ama
Bir önemi de yoktu bunun zaten.
Gözlerinde egenin uzak bir kasabasında
saklı kalmış zeytinliği elâlanıyordu belli belirsiz.
Zarif ve incecikti bedeni,
küçücüktü elleri.
Dar asansöre binerken üçümüz
arkadaşımın iri cüssesi ve
benim uzun boyumdan korktuğunu
bakışlarımız aynada karşılaşınca anladım.
Girince eve birkaç gereksiz espri yapıp
korkusunu aşmaya çalıştını farkedince
suskun kalmak kalbimi burktu biraz.
İlk biz girdik odaya.
İstemedi ışığı açmamı.
Kemerli bir burnu vardı.
Soğuktu ayakları.
Bir orospu ile birlikte olmanın utancı mıydı
beni geren
yoksa hayatın sıkıcılığı mı
kestiremiyordum.
İstemediğim bir yerde
istemediğim bir işi
istemediğim bir kadınla yapmanın
huzursuzluğu sıradanlaştırmıştı beni.
Artık sıradan bir "erkek"tim.
Ne yapmam gerekiyorsa onu yapan
bir esir gibi hissettim o an yatakta kendimi
dilini ustaca ağzıma sokarken Deniz.
Beceriksizce soydum onu.
O çok gençti ben ise çok sessiz.
Yalnızlığıma üzülmenin
bir kadını kullanan pezevenge
tahvil edilen "ahlaksız" bir bedele dönüşmesine
içerliyordum bir orospu ile birlikte olmaktan çok.
Deniz'in sevişirken çıkardığı sesleri dinliyordum.
İçinde hayata ve geleceğe dair
ölmemiş bir şeyler seziyordum sesinin tınısında.
Yüzümü bacaklarının arasına gömdüm.
Sevdiğim ıslak kasıklardan çok
ona "sıradan bir erkek" olmadığımı
ispatlamanın telaşı vardı dilimde.
Dayanamayıp omuzlarımdan üzerine sürükledi beni.
İçine girdim ve boşaldım hemen.
Amatör bir orospu ve üzgün bir erkek olarak
geri kalan zamanımızda sohbet ettik.
Hiçbir şey sormadım Deniz'e, sorgulamadım,
kendimden de bahsetmedim.
Kısa bir hikaye anlattım sevgiye dair.
Eğer kendinizden nefret ediyorsanız
kendinizden alacağınız iyi bir intikam aracıdır
bir orospuya sevgiden bahsetmek.
Beni anlamadı zaten, hayatında hüzün ve
kederden çok acı vardı çünkü.
Acı henüz hüzne dönecek vakti bulamamıştı yıpranmışlığında.
Aramızda belli belirsiz bir şefkatin gezindiğini hissettim
elim yumuşak göbeğineyken.
"Bir kez daha yapacak mısın?" diye sordu kalan vaktimde.
Şimdi istiyordum asıl onu ama
"Hayır yapmayacağım, ben çıkıyorum" dedim.
Kendime daha çok acıyordum ben ondan.
Çıktım ve iri cüsseli arkadaşım işini görmeye başladı.

Yan odada
karanlığımla ve
sefil yalnızlığımla başbaşa
sigara içip,
Deniz'in tiz sesini dinlerken aklım bomboştu.
Oturduğum koltukda değildim sanki,
odanın ortasına asılı kalan sigara dumanında
kirli bir umutsuzluğu görebiliyordum.
Bu yemek masası ve vitrin dolabı
ne kadar da anlamsızdı.
O an sıcak bir aileden
daha korkunç bir felaketin
hiç kimsenin başına gelemeyeceğini anladım.
Oturma odasının perdesiz camından
içeri giren pis bir sarı ışık
paslanmış bir sokak lambasından değil de
kocaman bir gözden geliyordu sanki.

PARKTA ESEN SERT RÜZGARA RAĞMEN

kolsuz
dışı, parlak bordo renkli sentetikten
içi, miflon iki yanlı da giyilebilen ceketi
ceketinin altında kapişonlu bir moda kazak
onun altında siyah bir pantalon
yine siyah spor ayakkabılarına rağmen
etrafı geniş yollar
yüksek apartmanlarla çevrili
palmiyeler, ardıçlar, turunçlarla
süslenmiş bir parkta
üzeri sarmaşıkla bezeli
açık yeşile boyanmış bir kamelyada
öylece oturmuş okuyordu adam
hiçbir şey yapmıyordu
sert bir rüzgar esiyordu
ve soğuktu hava
rüzgar, geç gelen kıştan sararıp düşen
irili ufaklı sarı yaprakları
kamelyada oturan adama doğru
hırçınlaşarak savuruyordu
parkta esen sert rüzgara rağmen
adam sadece okuyordu
hiçbir şey yapmadan oturuyordu
biraz kolları üşüyordu sanki
kapişonunu örttü başına
sonra ceketinin fermuarını çekti
boylu boyunca
içindeki kasvete ve korkuya prim veren
soğuk rüzgarı daha çok hissederek
ve elleri biraz daha üşüyerek
ama hiçbir şey yapmadan
açık yeşile boyalı kamelyada
oturmaya ve okumaya devam etti
belediyenin çöpçüsü
parktaki kuru ve sarı yaprakları
süpürmeye çalışıyordu
esen sert rüzgara rağmen
sakalları uzamış birisi
simitle ayran içmiş
üzerine sigarasını yakmış
tüttürmeye başlamıştı az ötede
esen sert rüzgara rağmen
iki-üç yaşlarındaki çocuğunu
kucağına almış
kaydıraktan kayıyordu
başını beyaz bir başörtü ile örtmüş
genç bir dilenci
mutluluğuna utanarak
esen sert rüzgara rağmen
çocukluğunda başından aşağıya
kaynar su dökülmüş birisi
yarısı saçsız başıyla
parkta oturup hiçbir şey yapmadan
okuyan adama bakıyordu
sert esen rüzgara rağmen
serçeler uçuyordu
çimenler hâlâ yeşildi
gökyüzü griydi
kimse kimseyi öldürmüyordu
caddeden gelen gürültü
soğukla karışıyordu
yaşanması gereken hayatların zamanı
usulca ve bir yok oluşa hizmet edercesine tükeniyordu
yanık lastik kokusu geliyordu bir yerlerden
ama adam açık yeşile boyalı kamelyada
hiçbir şey yapmadan okuyordu
ve oturuyordu
parkta esen sert rüzgara rağmen...