15 Mayıs 2010 Cumartesi

MEMLEKET

Ağrı,
Eleşkirt,
Abuzed'denmiş
dedem
ben ise
boşlukta sallanan
bir bezelye
tanesi

KEŞFEDEN MUTSUZLUK

mutsuzluk
meğer
istediklerini
yapamamak
değilmiş
yalnızca

istemediklerini
de
yapmakmış
anladım

bir
ömür
boyu
sızlayarak
için

4 Mayıs 2010 Salı

SAÇLARIN ACIYOR KENDİ ASİLİĞİNDE

aynada yüzümü seyrediyorum günlerdir
seni / güzelliğini
her yerde resmin!

kendi asiliğinde acıyor
saçların: tüm düzenli cümlelere isyan eden.
kuralsız fiil,
sinkaflı küfür,
tüm aşağılayıcı sıfatlardan arınmış.
gözyaşları,
çocukluğunu özleyen.
eğrelti otu,
kürdistan'da kayıp bir gerilla mezarındaki...

saçlarınla başladım
seni sevmeye
patlamaya hazır kalbimin
fitili oldu saçların!

şu kenar mahalle esrikliği
sendeki tuhaf olan şeyle (hüznünle) birleşir
katlar kasvetini
terler avuç içlerin
üşütür seni
yaz güneşi
al ellerimi sarın!
ve teşekkür etme
öp beni sadece
unut her şeyi!

saçların acıyor kendi asiliğinde!
tüm yerleşik düzen yengilerini
alt üst edelim!
'kaybedecek bir şeyim yok' tuğlalarından
inşaa ettiğimiz yalnızlıklarımızı
yıkalım!
son çare;
birbirimizin sonsuz labirentlerinde
kaybolalım!

3 Mayıs 2010 Pazartesi

DAKİKAYIL

bugün ellerini tuttum
gökyüzünün
okşadım saçlarını
bulutların
ve öptüm yağmurun
dudaklarından
dünyanın en güzel durağında
beş dakikayıl !

ÇIRILÇIPLAK KAYADA

kalktığımda yataktan
nefretle bir küfür savurdum
olamadığım yerler için
hiç göremeyeceğim kadınlar için değil sadece
görüp de sevişemeyeceklerim için de
içip sarhoş olmadan küfredemeyeceğim şehirlerin
otel odaları için de
aç karnına içtim bir şişe bira
sabah küfrünün üstüne en iyi giden şeydir bira
gözlerine fer gelir açılır dimağın
daha sunturlu küfürler edersin

yine yoktu mutfakta bir şey kahvaltılık
bira dolu dolabımdan iki yumurta indirdim mideme
ve çıktım dışarıya
ne yöne gideceğimi bilmeden yürüdüm
sataştım sağa sola
bindim otobüslere
indim neden sonra
yürüdüm uzun uzun
bir yokuşu tırmandım yandı kaslarım
bir kadına üzüldüm
arkadan çarpmış bir arabaya
elinde telefonu burnundan sızan kana şaşırdım incecik
ayrıldım oradan hemen
hayatın tesadüflerle yarışan kötü şansına bulaşmamak için
çıktım şehrin dışına
bir tarlada yürüdüm çıplak ayakla
toprağın kokusu böyleydi evet
kuşların sesi
çırılçıplak soyundum oracıkta
kasıklarımı tutarak bir kayaya uzandım
karıncalar geldi geçti yanımdan
terim kurudu yüzümde tuz oldu ve konuştum
en yakın yıldızla kimsesizlikten çıldırmamak için
jeff back tıngırtıları kulağımı tırmaladı kente bakarken oracıkta
esmer kürt kızlarını hayal ettim kentteki
evlilik hayali kuran annelerini
tepemde güneş
ayaklarım çıplak orada öylesine savunmasız
amaçsız yatmak
bir son için güzel bir başlangıçtı belki de
ama yoktu elimde silahım

FOTOĞRAF

sağ bileğimden tırmanan minik karıncamsıyı ellemeyeceğim
dişlerime takılıp kalmış havuç parçasını kurcalamayacağım
biten çayımı doldurmayacağım
kırpmayacağım gözlerimi
telefonlara bakmayacağım
eski bir arkadaş gelirse unuttum diyeceğim seni
annem renklilerin var mı diye sorunca yok diyeceğim
işe gitmeyeceğim sabah erkenden
kendime üzülmeyeceğim durup dururken
değiştirmeye çalışmaktan yorulduğum hayatıma ilişmeyeceğim
korna sesleri beni rahatsız etmeyecek artık
günaşırı intiharlar süslemeyecek düşlerimi
masturbasyon kokulu odamdan hiç çıkmayacağım
hiç şiir okumayacağım içimi deşerek
roman kahramanlarını canlandırmayacağım hayalimde
umrumda olmayacak borçlarım
geçmiş kötü anılarımı silip atacağım bir çırpıda
o sınavı kazansaydım ne olurdu diye hayıflanmayacağım
pişmanlıklarım beni mutsuz etmeyecek bir ömür boyu
hatalarımdan ders çıkarmayacağım
sıkıntıdan delirmeyeceğim
vazgeçişlerim olmayacak
gel gitler yaşamayacak dengesiz ruhum
utanmaycağım iltifat ederken güzel bir kıza
ne yavaş ne hızlı olacak adımlarım
yürümeyeceğim hatta hiç
ıslık çalmayacağım kuşlara özenip
ağaçlara dokunmayacağım yeşile özenip
küçük bir kızım olsun istemeyeceğim minik burunlu
hayatın hiçbir anlamı olmayacak
ekmek ve su bir şey ifade etmeyecek bana
sarhoş olmayacağım artık
sessizlik hakim olacak her şeye
üşümeyecek ellerim hiç
korkmayacak bakışlarım karşısındakinden
öpmeyeceğim bir kadını
ve sevişmeyeceğim hiçbir zaman
oturacağım sadece sandalyemde
fotoğrafına bakacağım

TAKDİRİ İLAHİ

uçtu gitti
ömrünün geri kalanı
apartmanın sekizinci katındaki
penceresinden
bir ip gibi kısacık
imlasız yazılıverdi ömrü
sımsıcak kandan
soğuk betona

cumalardan bir gün
çıkarlarken kapısından camiinin
plastik bir kase içinde
ödendi kefareti bir cinayetin
ne savcı yedi helvadan
ne de tanrı
bir tek şey söylendi
ardından emine'nin
takdiri ilahi!