5 Ocak 2011 Çarşamba

SEFİL BİR KENDİNE ACIMA HALİDİR YAŞAM

Paraları verdik ve indik taksiden.
Taksileri ve taksicileri sevmem.
Potansiyel bir pezevenk gibi görünür gözlerime hepsi.
Deniz'di ismi.
Düşünüyorum da şimdi,
bu basit yalana inanmak hoşumuza gitmişti sanki.
Gerçekten sarı mıydı saçları bilmiyorum ama
Bir önemi de yoktu bunun zaten.
Gözlerinde egenin uzak bir kasabasında
saklı kalmış zeytinliği elâlanıyordu belli belirsiz.
Zarif ve incecikti bedeni,
küçücüktü elleri.
Dar asansöre binerken üçümüz
arkadaşımın iri cüssesi ve
benim uzun boyumdan korktuğunu
bakışlarımız aynada karşılaşınca anladım.
Girince eve birkaç gereksiz espri yapıp
korkusunu aşmaya çalıştını farkedince
suskun kalmak kalbimi burktu biraz.
İlk biz girdik odaya.
İstemedi ışığı açmamı.
Kemerli bir burnu vardı.
Soğuktu ayakları.
Bir orospu ile birlikte olmanın utancı mıydı
beni geren
yoksa hayatın sıkıcılığı mı
kestiremiyordum.
İstemediğim bir yerde
istemediğim bir işi
istemediğim bir kadınla yapmanın
huzursuzluğu sıradanlaştırmıştı beni.
Artık sıradan bir "erkek"tim.
Ne yapmam gerekiyorsa onu yapan
bir esir gibi hissettim o an yatakta kendimi
dilini ustaca ağzıma sokarken Deniz.
Beceriksizce soydum onu.
O çok gençti ben ise çok sessiz.
Yalnızlığıma üzülmenin
bir kadını kullanan pezevenge
tahvil edilen "ahlaksız" bir bedele dönüşmesine
içerliyordum bir orospu ile birlikte olmaktan çok.
Deniz'in sevişirken çıkardığı sesleri dinliyordum.
İçinde hayata ve geleceğe dair
ölmemiş bir şeyler seziyordum sesinin tınısında.
Yüzümü bacaklarının arasına gömdüm.
Sevdiğim ıslak kasıklardan çok
ona "sıradan bir erkek" olmadığımı
ispatlamanın telaşı vardı dilimde.
Dayanamayıp omuzlarımdan üzerine sürükledi beni.
İçine girdim ve boşaldım hemen.
Amatör bir orospu ve üzgün bir erkek olarak
geri kalan zamanımızda sohbet ettik.
Hiçbir şey sormadım Deniz'e, sorgulamadım,
kendimden de bahsetmedim.
Kısa bir hikaye anlattım sevgiye dair.
Eğer kendinizden nefret ediyorsanız
kendinizden alacağınız iyi bir intikam aracıdır
bir orospuya sevgiden bahsetmek.
Beni anlamadı zaten, hayatında hüzün ve
kederden çok acı vardı çünkü.
Acı henüz hüzne dönecek vakti bulamamıştı yıpranmışlığında.
Aramızda belli belirsiz bir şefkatin gezindiğini hissettim
elim yumuşak göbeğineyken.
"Bir kez daha yapacak mısın?" diye sordu kalan vaktimde.
Şimdi istiyordum asıl onu ama
"Hayır yapmayacağım, ben çıkıyorum" dedim.
Kendime daha çok acıyordum ben ondan.
Çıktım ve iri cüsseli arkadaşım işini görmeye başladı.

Yan odada
karanlığımla ve
sefil yalnızlığımla başbaşa
sigara içip,
Deniz'in tiz sesini dinlerken aklım bomboştu.
Oturduğum koltukda değildim sanki,
odanın ortasına asılı kalan sigara dumanında
kirli bir umutsuzluğu görebiliyordum.
Bu yemek masası ve vitrin dolabı
ne kadar da anlamsızdı.
O an sıcak bir aileden
daha korkunç bir felaketin
hiç kimsenin başına gelemeyeceğini anladım.
Oturma odasının perdesiz camından
içeri giren pis bir sarı ışık
paslanmış bir sokak lambasından değil de
kocaman bir gözden geliyordu sanki.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder