19 Kasım 2010 Cuma

ÖLÜ DOĞMAK

İnsan olarak dünyaya gelmek bir "kabus" aslında, bunu anlayınca pek sevinemiyorsun hiçbir şey için gönülden. Basit bir gülümseme kadar kolay olsa da "sevinç" dediğimiz şey yapay bir susta gibi mekanik olarak kayıp gidiyor yüzümüzden. Gülebilen tek tür insanmış ya ağlattıklarımız? İnsan nasıl içten gülebilir yaşamak için bu denli katlederken? Kendi sıcak yaşamları için sürekli etrafına soğukluk saçan bir türüz belki de. Egoları için üreyen ve çoğalan, kirleten ve kirlettikçe kirlenen. Tertemiz evlerinde kendinden aşağı gördüğü türleri yok ederek güvenliğin mutluluk olduğunu sanan paranoyak bir korkaklığın propagandasını yapıyoruz aslında gündelik yaşamlarımızda. Büyüyen her şehir küçülen geleceğimizdir. Yaşadığımız alanı yok ediyoruz sürekli ve ettikçe buna gökten ya da beş para etmez beyinlerimizden kılıflar uyduruyoruz. Oysa "akletmek" kendinden menkul bir soğuk savaş. Bunca savaşı ve ölümü hep aklettik ve etmeye devam ediyoruz... Bir felakete sürüklendiğimizin farkında bile olmadan tüketmeye devam ediyoruz üstelik ne kadar yalnız ve aslında tek bir beden olduğumuzun ironisinin farkına bile varamadan. Var olmanın acısının ağır bir bedeli var hiç olmamanın olasılığı bu kadar yakınken. Çünkü asla değişmiyoruz ve istediğin kadar üzül etrafında olan biten çığlıklara yine istiyoruz yine unutuyoruz, çabalamak boşuna. İnsan olmak bir felaket. İşte ben otuz sekiz yıl önce bugün öldüm o yüzden!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder