21 Ağustos 2010 Cumartesi

SİYAH ŞARKI

Simsiyah bir şarkı şimdi yokluğun
Hızla ölgün bir renge dönüşen parlak bir yıldız adın
Adını andığımda zaman
Somut bir simit kadar doyurucu ve cankurtaran hâlâ

Avuç içlerimde, yeşeren doğum günleri
Neşelenen ölüm yıldönümleri dudaklarında
Felaketlere gizlice gülebilen mahalle sakinleri
Hiçbir şeyden haberiniz yok sizin
Yanıp sönen bir göz kadar yasemin kokuyorsunuz siz ey kadınlar
Uzak bir kentin hüznü
İçimde oturuyor
İçime büyüyen bir kadın küreklere asılmış terliyor
Bir su kuşu boğuluyor çölde
Çimenlerde ayrılıyor kaderimiz
Başka yönlere uzayarak
Yeşil çimenlerde sararıyor ömür
Bir kadın ölüyor erkekçe
Bir erkek kadın oluyor acıya gülümseyerek

Simsiyah bir şarkı şimdi yokluğun
Pencereni geceye açmış bekliyorsun
Oysa hüzünden başka giren yok içeriye
Girse de sevincin çığlık atan koşumları
Bir deli sevincin gölgesinde sadece

Tırnak uçlarımda
Canının yongası bu coğrafya
Sen uyurken doğuyor birileri yanıbaşında
Kapı önlerinde oturmuş adamlar
Yüzünü gizliyor senden
İçtikleri çayda sen varsın
Gidemedikleri kentlerde sevişiyorsun
Simetrisi bozulmuş karyolalarda
İçlerindeki nefrete ağlıyorlar
Kapanmayan çizgilere
Basit ve karmaşık her şey
O kocaman kapıdan girişini hatırlıyorum
En tehlikeli kavşaktan geçişimizi
Abartı tanrılarının şefkatine ihtiyaç duymadan
Unutuşumu parkta yürüyen kadınları
Uzanan ayaklarımızı

Simsiyah bir şarkı gibi yokluğun
Bir ormanda birbiri ile rekabet etmez hiçbir ağaç
Gökte yazılı ismin gördün mü
Mavi

Gidişin
Bir daha yağmayacak bir yağmur
Karışan zaman meridyenlerinde
Akan nehir yatağı belirsiz
Islanan kent çapraşıklığında savaş gidişin
Akıyor kan oluk oluk dizlerimden
Gözyaşlarına bürünüyor sonra
Gizli, şeffaf ve çoğunun hissedebildiği bir şefkate bürünüyor
Dokunabildiği tehlikeli bir çelik kenarıyla
Yeniden belirlenen takvim yüzün
Gökyüzündeki yıldızların uzuyor
Sarkıyor yüzüne
Oradan saçlarına ve gözlerine
İçten bir gözyaşı damlası
Gelişin
Sevmediğim güneş ışıklarına
Alışmak gibi
Taşların geceyi aydınlatan kandil
Boynuma astım onları bir yara gibi
Uzun kokulu mumlarının
Işığı seker memelerinde
Bir vicdan yarası kanar
Dengesiz fırtınalar tarar saçlarını
Gösterişe meraklı bir sirk maymunu kadar umurunda olmaz
Apatman boşluğundaki yabancı gözler
Zaman
Uzatılan bir işkence şimdi
Kasıklarında huzur!

Simsiyah bir şarkıydın sen
Hüzünbaz bir sevişmenin ardından bile
Kısacık bir karar anında yazılıyordu hikayen
Gözlerinin içinde ben yokum artık

Çıldıracağım
Yürüyüş mesafesindeki mutluluk kadar
Bozuk senkronumuza gülerken
Ne olur ki en fazla ölürüm tadında
Sinik bir gülüş imdadıma yetişmezse
Sırtındaki ağrı
Cama yapışan yağmurlarla geçecek
Kalorifer böceklerinin dilinden anlamayan
Bir adam seni üzecek
O zaman ben Afrika kadar uzak olacağım işte sana ve
Tüm hamamböceklerine
Yine gidemeyeceğim bir güneşin doğumunu izlemeye
Senin doğuşun yetecek
Kendi ölümümü dışarıdan izleyen
İsyankar bir kertenkele olduğumda

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder