22 Haziran 2010 Salı

GELİŞİGÜZEL VE KAHREDİCİ BİR YALNIZLIK

Deli örümcekler gibi yalnızlığa vurgun
Turgut Uyar



ekşimiş süt kıvamında içiyoruz hüznü
çırılçıplak korkunçlukta
gözlerinden tanıyoruz umutsuzluğu biz artık
biraz da karın boşluğumuza yayılan o şekerli sızıdan
anadoluda kaybolmuş bir mezar, umut
pazarda satılan bir deste maydonoz da
zıt kutuplarız boş teneke kutuları gevezeliğinde, sevincin
keder, dümdüz bir duvara asılmış salıncak tutarsızlığında ve işlevsizliğinde

dün yitiminden kalan bira şişeleri yerlerde
bomboşluk çay bardakları masanın üzerinde
hem okunmuş hem eski gazeteler üst üste bir köşede
yüzü buruşturulmuş peçeteler
son okunduğu yerde unutulmuş simsiyah şiir kitapları
içindeki devreleri görünen kırık bir televizyon kumandası
hayata dönme olasılığı kalmamış bir demet gül
birlikte yaşadığım esmer hamamböceği
birbirini seven bir çift çorap
gömme dolaba bir adam gibi asılmış mavi bir bornoz
solgun odaya sünepe gibi uzanmış bir yatak en zavallısından
-yalnız, mor nevresimlerinin tezatlığında-
masturbasyon kokulu odamda
gelişigüzel ve kahredici bir yalnızlığı paylaşıyorlar şimdi

zaman gece yarısını çoktan geçmiş gitmiş
artık florasandan gelen sesin borazanlaştığı saatler yani
ölümü düşünüyorum
çıplak kablolardan geçen elektiriği düşünüyorum
sylvia plath'ın aklından son geçenleri düşünüyorum
kadın tenine rengini veren pigmentleri düşünüyorum
allahı sevip sayan insanları düşünüyorum
elleri ayakları upuzun bir turgut uyar dizesi içime çörekleniyor yine:
"Şu denizin uğultusu olmasa
Unuttuğum pek çok şey olacak
Bu saçlarıma üzülüyorum
Bazı günler oluyor yetmiyor yaşamama"

ikiyüzlü duvar saati
güvenilmez tavan vantilatörü
bırakmış işlerini
koyu bir sohbete dalmış bağırıyorlar
beynimin içindeki intihar militanlarını hipnotize ettiklerinden habersiz
mozambik ordusunun resmi üniformasının rengini kuşanmış bedenim:
kıpkırmızı
kan, yüzüme kuşandığım hüzün
üşüyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder