19 Temmuz 2009 Pazar

Sanırım anladın

hiç geçmeyecek biliyorum

midemdeki ağrı
gözlerimdeki sancı
kalbimdeki sızı
düşlerimdeki sen
eksikliğindeki ben
olmayan şirazemdeki saçmalık
sabah sevişmelerimizdeki özlem
gönderime çektiğim gülümsemen
göğsümdeki ince parmaklı ellerin
üst dudaklarının buğusu
mehtaplı gönencim
masadaki konuşkan hayaletlerimiz

şimdi öfkeyle elinde tuttuğun
güvensizlik bulutlarının kıvılcımlı yıldırımları
içimdeki çocuğu linç ediyor

sanırım anladın
temeldeki mutsuzluğumu
ondan isyanın
acımasızca intikamın

oysa şafağımda bir buğday tarlası vardı doğmaya hazırlanan
hasat zamanını beklemeden kimsenin giremeyeceği
kumral rüzgarlarınla denizin kokusunu taşıdığı
sadeliğinle sen sarışın bir çiçektin buğday tarlamızda
zeytin ağaçları etrafında dolanırdı elini tutmak için
buğday yalazı tarlamın şafağında
paylaşamadığın utançların da vardı benim gibi
kimseye söyleyemediğimiz dehlizlerimiz vardı bizim
denize doğru yürüdüğümüz bir umudumuz vardı
kokusu geliyordu denizin
heyecandan saçların sanırdım denizimizi
ardına bile bakmadığın sonsuz susuşum vardı
ölüm kokan harabelerde doğan aşkımız gibi
egede ölen korkularımız gibi
saman sarısına dönerdi saçların egesinde güneşin
tadardım dudaklarımla dalgalarla sevişen teninin bronzunu
gideceğimiz koylar vardı
denizlerin bile giremediği
ankaranın soğuğunda ısınırdık bazan
bazan da küçük sokaklarımızda yürürdük elele
eğri büğrü kaldırımlardaki sefalet neşemizi artırırdı
çay içerdik evlerinin önüne oturmuş ihtiyar teyzelerle
işveli kızlara gülerdik
küçük eviçlerinin mutluluğu ile sevişirdik yalnızlığımızda

ağdalı bir mutsuzluk başlıyor şimdi oysa

sanırım anladın
temeldeki mutsuzluğumu
ondan isyanın
acımasızca intikamın

şimdi geriye kör bir şehvet bıraktın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder