27 Temmuz 2008 Pazar

YÜZÜMÜN SİMETRİSİ DEĞİŞİYOR




Belbuka dağının zirvesinde güneşli, kuru, rüzgarlı ve umutsuz bir sabahın içindeyim.

Havanın soğukluğuna rağmen yakıcı bir güneş var ve yüzümün simetrisini değiştiriyor sanki.

Burda bulunan hiç kimsenin bir daha hatırlamak istemeyeceği bir hiçliğin altında ya da 2806 rakımlı dağın üstünde eziliyorum.

Mengeneli, kıskaçlı ,titreten, ömür törpüsü alçak bir gecenin sonunda gelen ışıklı bir sabahın çabucak bitecek anlarını sigarayla birlikte içime çekiyorum.

Manzara inanılmaz; karşımda İbik ve Yalınca, arkamda Herekol, solumda Kelmehmet ve Gelijerasur ve sağımda Gabar dağları. Dağdan, tepeden, platolardan ve uçurumlardan başka bir şey yok sanki. Başka bir gezegenin üzerinde bir yabancı gibiyim. Ne kadar küçük olduğumu anlıyorum dağlara bakınca. Ne kadar yalnız.

Nasıl düştüm böyle bir cehenneme, hayatım boyunca ruhumu sakat bırakacak bir şiddet ve korku sağanağının beni ıslatan yanını aklımdan çıkarmak istiyorum şu aydınlık ve rüzgarlı sabah vakti.

Her yer soğuk, çok soğuk, ne sabah güneşi ısıtıyor beni ne de sayılı günlerin biteceği umudu. Ölümün soğukluğu içimi titretiyor. Evet ölüm soğuğu her yanda ama yaşadığım insansız hayatın her an yanlara hareketsiz düşüverecek kollarında kanrevan içinde yanıyorum. Yüzümün simetrisi değişiyor.

Düşünüyorum şu kısacık sabah vakti Marx'ı. Marx'ın tarihteki olaylar ancak öyle olması gerektiği için yaşanır çıkarsamasını, olayların neden-sonuç ilişkilerini, rasyonel olmayan politik seçimlerin sonuçlarını ve ekonomik aklın iflasını. Nasıl açıklamaya ve ne tür cevaplara ulaşmaya çalışsamda içine düştüğüm asimetrik savaş tüm mantıklı sebepleri anlamsızlaştırıyor.

Her gece gördüğümüz gerillaların peşinden gittiğimiz günlerce yolun takatsizliğinde ve tükenmişliğinde ölüm korkusu bile anlamını yitiriyor zaman zaman.

Bazan bu anlar o kadar uzuyor ki önde giden mayıncının kireçle işaretlediği yerlere basıyorum bilerek, kurduğum hayallere ulaşmanın en kısa yolu bu gibime geldiği için aptalca ve her şeyi hiçe sayarak.

Bazan da yolda gördüğüm bir gerillanın minicik ayak izlerini görüp onun ne kadar güzel olduğunu hayal ediyorum ve onun doğduğu gün annesinin şefkatinin boyutunu.

Onunla karşılaşmamak için yalvarıyorum talihime ve yüzümün simetrisi değişiyor.

Bir generalin kırmızı apoletlerinin kör edici sihrine kapılıp bir köyü ve o köyde yaşayanların yüzlerce yıldır geçim kaynağı olan binyıllık ceviz ağaçlarını ateşe verirken, daha on yıl önce insanların buraları yayla olarak da kullandıklarını burada oynayan çocukların oyun seslerini, annelerinin aşk türkülerini duyar gibi oluyorum.

Kalbimde barış kaslarımda emir ve savaş çığırtkanlığı ile ömür boyu sürecek mutsuzluğun, acı ve gözyaşının tohumunu ekiyorum bu coğrafyaya kendimi zehirliyerek. Ve yüzümün simetrisi değişiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder