27 Temmuz 2008 Pazar

Hıdır Geviş ile bir pazar sabahı ritüeli



Fazıl Tar

Keyifli pazar sabahı pratiğimde bazı güzel değişiklikler oldu son zamanlarda. Eskiden saat ondan erken kalkmaz hatta yarım saat da yatakta düşey vaziyette tembellik eder yarı uyanık yarı rüyada bazen edepsiz bazen de hayatta her istediğimi yapan biri olma hayalleri kurardım.



Edepsiz hayaller kısmına girmeyeyim ama her istediğini yapan insan listemde spocular, yazarlar, gazeteciler, sosyologlar en çok ta her türlü hipnozlardan arınmış bir benlikle hayata farklı bir pencereden bakabilen cesur ve ihtiraslarının peşinden hiç ayrılmayan bir serseri olmak yatardı.



Herneyse pazar sabahından bahsederken nerelere gittim. Laurence Sterne ya da Hıdır Geviş gibi ayrıntılara girip daldan dala atlamak ne kadar da zevkli oluyor yazarken, yazdıklarımdan bunu çıkarmak biraz ukalalık oluyor biliyorum ama bunu yapmayı istemek bie bir haz yaşatıyor bana.

Tamam pazar sabahına dönüyorum benim ayrıntılara girmem sadece lafı uzatmak gibi oluyor. Konuyu uzatıp bunu yaparken zengin ayrıntılara girme işini en iyi Laurence Sterne ve Hıdır Geviş ustalıkla kotarıyor. Üstelik benim lafı uzatmalarım ne Laurence Sterne'nin Tristam Shandy isimli romanındaki gibi inanılmaz zengin ayrıntılarla dolu asla konuya bağlı kalmadan daldan dala atlayarak edebiyatın gizemini hazzını okurunun her hücresinde hissettiriyor ne de Hıdır Geviş yazılarında olduğu gibi kısacık bir makalede eleştirip, alternatif çözümler üretip, hayata farklı bakış açıları sunup bunları yaparken güçlü mizahıyla çok iyi vakit geçirmemizi sağlıyor yaşama sevinci vererek. (tamam yeter bu kadar)



Pazar sabahlarındaki değişiklik erken kalkmamla başlıyor, güzel bir kahvalti için anneme yardım ediyor (bazen etmiyorum) kesinlikle Türk çayından olmayan demli bir çay yapıyorum (devletin çayı satın alması garanti olunca yıllardır türk çayları iyice berbatlaştı çünkü ) ve bayiiden Taraf Gazetesi'ni alıyorum.



Sadece pazar sabahları manşet dahil ilk sayfaya hiç bakmadan ikinci sayfayı açıp okuyacak şekilde dörde katlayıp çayımı da demi biraz daha sert ve şekeri de her zamankinden biraz daha fazla atıp masaya servis yapıyorum. Her zaman içtiğim ucuz ve adi sigarayı bir kenara atıp kaliteli bir sigarayı (Parliement) Hıdır Geviş'in Öteki Amerika isimli köşesini okurken içmek için sakladığım yerden çıkarıp yakıyorum. Ve haftanın en keyifli yarım saatlik anları başlıyor. Her zamankinden daha yavaş ve iki kez okuduğum içim yarim saat sürmesi beni daha çok keyiflendiriyor.



Bir ritüel haline getirdiğim pazar sabahlarının başkaları tarafından benimsendiğine de eminim. Tarikatlardan falan nefret ederim ama böyle bir tarikat grubu kurmak aklımdan geçiyor. Aklımdan geçen bir başka şeyde bir televizyon kanalı satın alıp Hıdır Geviş'in oradan bize bildirmesi ve Öteki Amerika köşesinde yazdıklarını televizyon programına dönüştürmesi.



Sevgili Hıdır Geviş'in bu pazar yayınlanan "Liralarım döküldü toplayamadım" makalesini okuduktan sonra içimden geçenleri kısaca not düşmekti niyetim. Basit ve içten bir tebrik yazısı yazmak isterken cümleler uzadı. Oysa yazmaya ne kadar hevesli olsam da ortaya bir şeyler çıkaramazken konu Hıdır Geviş olunca yazdıkça yazasım geliyor. Sevgili Hıdır Geviş'in bana verdiği enerji ve umuttan olsa gerek.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder