27 Temmuz 2008 Pazar

Cezalandırma sömürgelerinin mağduru ve dahi mimar Auxentus





Adana deyince aklınıza neler geliyor? Ben söyleyeyim sizin yerinize; adliye koridorlarının dışına taşan kavgalar, Cono'ların rezillikleri, şiddete meyilli ve küfürbaz insanlar.

Elbette bunları genelleme yaparak tüm Adanalılara mal etmek yalnış olur ama 35 yıllık tecrübelerime dayanarak kavgacı insanlar olduğumuzu söylemek zorundayım.




Bu durumun nedenleri üzerine biraz kafa yordum aslında. Ciltlerce sosyoloji ya da psikoloji kiitabı okuyarak bunu yaptığımı sanıyorsanız Adanalıların aynı zamanda tembel ve kurnaz olabileceğini de bilmiyorsunuz demektir. Tabi her zaman olduğu gibi işin kolayına kaçtım biraz. Kavgacı ruhumuzun aslında tarihi bir olaydan kaynaklandığını keşfettim.

Meğer İsa'dan Önce 67 yılında Romalı Pompeus Adana'yı "cezalandırma sömürgeleri" nin merkezi haline getirmiş. Roma'nın sömürgelerinden toplanan korsanları ve suçluları burada yerleştirip zorla çalıştırmış. Bu tarihi gerçekten yola çıkarak Adanalıların kavgacı olduğu sonucunu çıkarmanın biraz zorlama bir neden olduğunu düşünüyorsanız Adana'da bir kavgaya şahit olmanız fikrinizi değiştirebilir.

Genellikle sudan sebeplerle kavga çıkar; yan yan bakmak önemli bir kavga nedenidir, trafikte yavaş araba kullanmak her şehirde kavga nedeni olur belki ama Adana'da el freni çekilip bagajdaki "haydar" işin içine rahatlıkla girebilir, bir kıza laf atmanın ve küfretmenin neden olacağı kavganın sonuçlarını kestirmek benim için bile hayli zordur.



O yüzden şehirde uzun yürüyüşlere çıktığım zaman birisi sigara isterse ya da yan yan bakarsa onun suyuna giderim ekseriyetle. Tabi Adana hakkındaki tarihi kavga nedenini öğrenmeden önce konser ve maç çıkşlarında biraz hırpalandığım olmuştur maalesef.

Elbette Adana sadece kavga ve şiddetle anılacak bir yer değildir. Her ne kadar sanat ve kültür etkinlikleri, müzayedeler, ilginç sergiler ya da festivaller olmasa da yapılacak şeyleri insan buluyor isteyince.

Adana'nın eski sokaklarında, kirli ve pis mahallelerinde, izbe kahvehanelerinde dolaşmayı severim. En çok da Taşköprü'yü sever sık sık çıktığım uzun yürüyüşlerden sonra mutlaka Taşköprü'nun yakınlarında bir yerlerde oturup uzun uzun seyrederim bu arkaik şaheseri.



Adana'yı her bakımdan etkilemiş olan Taşköprü İsa'dan Sonra 384 yılında 1. Justinianus döneminde Romalı Mimar Auxentus tarafından yapılmıştır. Dönemine göre ileri bir teknikle inşaa edilen Taşköprü Adana'yı ikiye bölen Seyhan nehri üzerinde kurulmuştur.

Baharat ve ipek yolunun da zamanında üzerinden geçtiğini düşünürsek şehrin gelişiminde ne derece önemli olduğunu anlarız.

Taşköprü'yü uzun uzun seyrederken üzerinden kimlerin geçtiğini o insanların yaşadığı dönemleri hayal etmeye çalışır Auxentus'a minnetlerimi sunarım. Bu arada Taşköprüyü yok etmek için elimizden geleni yapmayı ihmal etmeyiz birer Adanalı olarak. Üzerinden daha bir kaç yıl öncesine kadar kamyonlar, otobüsler, midübüsler geçerken nasıl olupta hâlâ yıkılmadığına şaşarım.

Taşköprü'nün üzerini dilenciler ve seyyar satıcılar mesken tutmuştur.

Hergün üzerinden yüzlerce insan geçer.

Hergün Taşköprü'yü binlerce insan seyreder. Yine de kanıksadıkları bu şaheseri yapan mimarın adını kimse bilmez.

Romalı dahi mimar Auxentus geçmişten gelen bir kehanetle tüm hor kullanmalara rağmen Taşköprü'nün binlerce yıl ayakta kalacağını bir kitabeyle bize vasiyet eder:

“Gerçek şu ki Auxentius, bu mucize senin iktidarının sayesinde oldu. Nehrin kış akıntısı üzerinde, demirlerle bağlanan bir temcide, sarsılmaz sütun olarak inşa edildi. Bunun üzerine geniş bir yolu gerdin. Daha önceleri, tecrübesiz olan çok kişinin çeşitli teşebbüsleri olmuştu. Fakat onların girişimleri Tarsus Çayı'nın dalgaları için bile zayıf olmuştur. Sen ise buradaki köprüyü, kemerlerin üzerinde, ebediyet için kurmuşsun. Ve hatta taşkın nehir dahi bununla ünlü valiye itaat ediyor..."

1 yorum:

  1. Herhalde şu Taşköprü'nün restore edilerek eski haline dönderilmesi, üzerinden motorlu araçların geçmemesi en çok sizi sevindirmiştir:)

    YanıtlaSil