Kayıtlar

İSTİF(R)A DİLEKÇESİ

Resim
Çalışmak, egemenlerin son on bin yıldır insanlığa dozu devamlı artan bir şekilde dayattıkları bir zordur. 19. yüzyıla kadar angarya ve kölelik gibi metotlarla baskıya dayanan yaptırımlar, 20. yüzyılda yerlerini teşviklere ve çok çalışmanın faziletlerini yücelten ahlaki propagandalara bıraktı. Çalışmamak ayıp oldu. Eskiden insanları zorla köle yapardık. Şimdi seve seve geliyorlar. Kapitalizmin en göz kamaştırıcı başarısı budur. * Banksy şöyle der: Sabahları erken kalkan insanlar savaşa, ölüme ve kıtlığa neden oldular. Bugünden itibaren tek bir kişinin çıkarı ve refahı için sivil bir hiyerarşi ve otoriteyle yönetilen bu fabrikadan ayrılıyor emirlerinize itaat etmeyi reddediyorum. Korkuyla, şiddetle, tehditle, bağnazlıkla, milliyetçilikle, dinle kitleleri domine eden, sömüren, baskıcı ve katil devleti tüm kurumlarıyla var eden bu kapitalist şirketin tutsaklığından istif(r)a ediyorum. İhtiyaçların sonsuz kaynakların sınırlı olduğu ezberini bilim haline getirerek insanların beyni...

Uygar İnsan!

Resim
- Ey sen insanoğlu! İnsan olmayan hayvan türleri de senin kadar hayatın özneleridir ve aslında çıkarlarınız ortaktır. Akıl ve zekânla yeryüzüne hükmeden, hükmederken birçok canlıyı onulmaz ızdıraplarla yok eden ve kullanan asil insan, ancak habitatı koruyarak zeki olabileceğini anlayamayacak kadar acımasızsın sen. Tüm yaşam formlarına şefkat göstermenin çıkarına olduğu gerçeğine bilmene rağmen; türcülüğü, erkekliği, beyazlığı, vatanseverliği, müslümanlığı, yasaları ve kapitalizm anlamına gelen uygarlığı kutsamaya ve yüceltmeye devam ediyorsun. Hayvanları gıda, giyecek, eğlence ve bilim adına boğazlıyorken, heteroseksüel dışındaki ilişkileri horlayıp, şiddete maruz bırakıp, kadınları aşağılayıp özgürlüğüne düşkün olanlarını öldürüyorken, göçmenleri daha fazla çalıştırıp daha az ücret ödüyor ve yok sayıyorken, vatan adına etrafına hayali sınırlar çizdiğin kara parçaları için insanları ölüme gönderiyor efendilerini koruyorken, yalanların ve çıkarlarına payanda yaptığın korku ve hayal du...

MEZAR

Resim
Pazar sabahı. Herhangi bir sabah. Sadece bir an. İçinde olduğumuz bir daha tekrarlanmayacak sonrası ve geçmişi olmayan sürecsiz bir hissediş zamanı. Hava kapalı ve serin. Kurşuni bulutlar kirli sokakların berraklığında, şiirsel. Hüzünlü, kaotik ve curcunalı bir panayırın sessiz gemileri bulutlar hızla yer değiştirmekte, elektrikli kırbaçlar şaklamakta gökyüzünün kuralsız trafiğinde. Yağmur yaklaşmakta. Güz kendini hissettiriyor iyiden iyiye artık. İyi uyuyamıyorum son zamanlarda. Dışarıdayım. Yağmur başlamış, kibarca yağıyor. Alışık olmadığım bir sessizlik ve durgunluk göze çarpıyor sokakların bu erken anlarında. Sahte bir sessizlik ve durağanlık. Kentlerdeki sessizlik ancak gürültüsüzlük anlamına gelir. Gerçek sessizlik doğadan kaynaklanan seslerin ahenkle yayılmasıdır. İnsanlar uyanınca yine bildik hırslarıyla koşturacak metalden atları ortalığı tozu dumana katacak kavgayla ve akılla. Yürüyorum. Bir yere yetişme derdim olmadan, yaşadığımı anlamaya ve hissetmeye çalışarak, yavaşça, h...

Fantezi

Sonunda otobüsten indim. Bir saatlik yolculuk, içerideki havasızlık, insan ve gürültü bulamacı mesafeyi daha da uzattı, hele ki bu otobüs yolculuğunun amacını hesaba katarsak! Taksim'deyim. Meydan; güvercinleri, çiçekçileri, deniz kokusu ve o yalancı özgürlük duygusuyla kucakladı beni. İstiklal'e doğru adımlıyorum. Kalabalık, her zamanki gibi boğuyor beni. Yerli yabancı bir sürü budala turist, sevgililer, polisler, eylem hazırlığındaki gazı alınmış aktivistler, öğrenciler, çocuklar, anneleri ve babaları bin yıllık caddenin ışıltısında süslü dükkanların önünde yürürken derinde bir yerde aşağılandığımı hissediyorum. İlk kez İstanbul'a gelen bir arkadaşımla birlikte İstiklal'de yürürken burasının güvenliği ile ilgili bir şaşkınlığını paylaşmıştı benimle: " Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesine kolaylıkla bombalı bir saldırı düzenlenebilir. Burayı korumak çok zor." demişti. Söylediği şeyin üzerinde biraz düşününce bu paranoyaklığın milliyetçilikle bağlantısını kurm...

BİLFİİL MELANKOLİ

Resim
dizlerimdeki sızıdan anlıyorum baharın geldiğini omurlarımdaki sünepe fıtık haykırarak boyun eğerken sisteme otoyolda ezilmiş sarışın bir kediyle besleniyor saksağanlar belsoğukluğuna yakalanmış bir vajina kadar mutlu akdenizde süregiden bir günbatımı kadar mutsuzum geçici sorunlara kalıcı çözümler arıyor intiharım

FUCKSPITAL THE SYSTEM

Resim
şişman, başörtülü, çocuklu ve geveze kadınlar var önümde daha zor iyileşmeyi beklemeyi ummak gelmesindense sıramın üstelik de bir türlü gelmezken baş mabeynci içindeki insan sevgisinden sanırım ortayolpedik sızılarım her geçen gün biraz daha azıyor kapılara asılı sarı çıkartmalara kayıyor gözlerim algım, uyarımsı afişi düzelterek okuyor: dikkat! intihar tehlikesi

GALATA KÖPRÜSÜ'NDE

Resim
üzerinde yürüdüğüm köprüde durdum korkuluklara biteviye dayandım etrafımda olan bitenleri izlemeye koyuldum her bir hücreme sinmiş anlamsızlık duygusuyla beraber beni teselli eden tek bir şey vardı bu kirli manzarada bu köprünün köprüden gürültüyle geçen arabaların ve tramvayların ellerinde telefonlar ve plastik torbalarla yürüyen mutlu insanların etraftaki binaların ve sarayların köprünün altından coşkuyla akan denizin denize rengini veren göğün göğe asılı duran beyaz bulutların bu koca dünyanın parlak güneşin görünmeyen tüm o yıldızların ve samanyollarının her şeyi bir arada tutan bu düzenin sınırlı bir zaman içerisinde mutlak bir gerçeklikle yok olup gideceğini biliyor olmamdı