Kayıtlar

Sen ne güzel

Resim
Sabah seni düşünerek uyanmak ne güzel, Ne güzel seni düşünürken sabahın olması. Yatarken bedenimi yokluğundan korurcasına soğuk duvara yaslamak ne güzel, Ne güzel senin de beni düşünerek bir bedene sarıldığını bilmek. Küçücük ağzını öptüğümü düşünmek ne güzel, Ne güzel kimseyi beni öpeceğin gibi öpmediğini bilmek. Bana aşık olduğunu bilmek ne güzel, Ne güzel sana aşık olduğumu bilmek. Seni düşünerek yaşamak ne güzel, Ne güzel yaşamak seni düşünerek. Seninle sefil hayatımı unutmak ne güzel, Ne güzel seninle hayatımın artık asla sefil olmayacağını bilmek. Senin olmak ne güzel, Ne güzel benim olman. Kimsenin bilmediği aşkımız ne güzel, Ne güzel aşkımızı koruyan sırlarımız. Birbirimizin içinde olmak ne güzel, Ne güzel bizi sarıp sarmalayan mesafeler. Hayatımın gerçeklikten kopuşu ne güzel, Ne güzel seninle imkansızlıklarımız. Sevişmenin getireceği sıradanlıkların bizden uzak olacağını bilmek ne güzel, Ne güzel seni düşünerek kendime dokunmak. Sen ne güzel, Ne güzel sen. fazıl tar

Sevgilime mektup

Resim
Fazıl Tar Bugün pazartesi. Saat akşamın beşi oldu. Nasıl oldu ama bir de bana sorun. Zaman geçmiyor hiç! Çalıştığım büfeyi kapattım şimdi. İşler çok kötü. Hatta berbat gidiyor. Bazan kaçmak geliyor içimden bu yaşadığım şehirden ve işimden, hayat çok anlamsız. Bugün de işler hep ters gitti üstüne üstlük. Eve geldim. Canım çok sıkılıyor. Odalara girip çıkıyorum. Buzdolabını bir kez daha açıp kapıyorum. Babamla ekonomi üzerine konuşuyoruz biraz. Hiç iyimser değil. Hayat çok anlamsız. Evde durmam imkansız. Dışarı çıkıyorum. Saat altıya geliyor. İnsanları eve gitme telaşı sarmış. Sinirli şoförler klaksona abanıp duruyor. Evden işe işten eve gidip geliyor insanlar çok sıkıcı her şey. İnsan eve gitmeli bir sevdiği bekliyorsa. Hayat çok anlamsız geliyor bazan. Yürümeye devam ediyorum. Derin derin nefes alıyorum. Sevdiğim kadını düşünüyorum. Ensemdeki tüyler başımdaki kısa saçlar ürperiyor, ağlamak istiyorum. İçimde fırtınalar kopuyor. Aslında daha çok bir yenilgi duygusunun getirdiği yıkımı ya...

BERİSON

Resim
Fazıl Tar Tebessüm ederek uyandı. Dilinde bir şarkı, kulağında sevdiği kadının sesi yankılanıyordu hâlâ. Sabahları hiç sevmez yataktan kalkmak ona çok zor gelirdi. Oysa şimdi iki gündür doğru düzgün birşey yemediği, hepsi altı yedi saat uyuyabildiği halde çok dinçti dimağı da vücûdu da. Yatağını toplamazdı daha önce. Kimsesiz ve boş hayatına benzetirdi çünkü yatağını. Bu sabah acemi bir er gibi disiplinle ama evinin kadını gibi özenerek topladı yatağını. Yılın en soğuk gecelerinden biri sabaha dönmüştü. iyi ısınmayan odasındaki elektrikli sobanın çaresiz ve cılız ışığında ısıtmaya çalıştı çıplak bedenini. Belden yukarısı çıplak yatmıştı. Dün akşamın getirdiği yediden yaratımın verdiği enerjiyle çıplak girmişti yatağına. Şefkatle ve bir bir hatırladı yattığında başını yastığa koyduğunda gözlerini kapatmadan bedeninin ve kalbinin hissettiklerini. Midesine oradan karın boşluğuna yayılan sızının sırayla göğsüne, meme uçlarına, omuzlarına, sırtına, boynuna, kollarına ulaşmasını titremesin...

Kendini dışarı attı

Resim
Fazıl Tar Bilgisayarı kapattı. Üzerini giyindi. Buzdolabını son birkez amaçsızca açıp kapattı. Kendini dışarı attı. Sokaklarda yürümeye başladı. Nereye gideceğini kestiremeden akşamın bunaltıcı sıcağında insanların yüzlerinden biyografilerini okuma oyunuyla sıkılana kadar kaybolmaya çalıştı şehirde. Şehir kaybolamayacak kadar tanıdık yalnızlığı ile öylesine sarmaş dolaştı ki bir yabancı gibi hissetti kendini. Bir barda buldu kendini. Soğuk birasını yudumlarken aklında hiçbir şey yoktu. Sorumluluklardan, aptalca kaygılardandan uzak bu bir kaç dakika keyf alabilmek için yeterince uzun değildi. Barın o kendine has sunî çiçek rahiyası, alkol ve beden kokusu biralardan sonra içtiği votkalarla birleşince hafif bir başdönmesi damarlarında gezinen ihtirasla birleşip kendini dışarı attı. Nereye gitse kurtulamadığı bir yalnızlık, sahipsizlik, hiç birşeye ait olamamanın düş kırıklığı ve içi boş sessizlikten kurtulamıyordu. Şehrin büyük caddelerinde dolaşıyordu birisini karşısına çıkaracağını ...

Seni Seviyorum

Resim
Fazıl Tar 1998 Temmuz'unda askeri birliğimiz yaz aylarında artan gerilla hareketlenmelerinden dolayı stratejik bir üs olan bir dağbaşındaydı. Sürekli sıcak çatışma riskinin olduğu bölgenin özelliği, ülke dışından gelmesi engellenemeyen gerillaların geçiş güzergahının dulunduğumuz yerle kesişiyor olmasıydı. Bulunduğumuz yer tamamen yalıtılmış bir bölgeydi.Tabur olarak kalıyorduk orada ve yaklaşık 5oo askerin ihtiyaçları stoklarla sınırlıydı. Sivil haberleşme de mevcut bir uydu telefonuydu sadece. Telefonun kullanımı kurallarla sınırlıydı elbette.Subaylara telefonu kullanma sırası 15 günde bir geliyor ve 3 dakika konuşma hakkı tanınıyordu. Dondurucu, bitmeyen ve stresli gecenin sonunda sabah yatma vakti gelmişti. Telefon sırası bizim bölükteydi uykusuz ve yorgun erkekler olarak heyecanlıydık hepimiz. Telafonu bulunduğumuz yerden yaklaşık bin metre uzaktaki başka bir dağda kullanabiliyorduk yalnızca. Sadece orada çalışıyordu telefon ve oraya yürümek zorundaydık. Bölük Komutanı yüzbaşı...

Hıdır Geviş ile bir pazar sabahı ritüeli

Resim
Fazıl Tar Keyifli pazar sabahı pratiğimde bazı güzel değişiklikler oldu son zamanlarda. Eskiden saat ondan erken kalkmaz hatta yarım saat da yatakta düşey vaziyette tembellik eder yarı uyanık yarı rüyada bazen edepsiz bazen de hayatta her istediğimi yapan biri olma hayalleri kurardım. Edepsiz hayaller kısmına girmeyeyim ama her istediğini yapan insan listemde spocular, yazarlar, gazeteciler, sosyologlar en çok ta her türlü hipnozlardan arınmış bir benlikle hayata farklı bir pencereden bakabilen cesur ve ihtiraslarının peşinden hiç ayrılmayan bir serseri olmak yatardı. Herneyse pazar sabahından bahsederken nerelere gittim. Laurence Sterne ya da Hıdır Geviş gibi ayrıntılara girip daldan dala atlamak ne kadar da zevkli oluyor yazarken, yazdıklarımdan bunu çıkarmak biraz ukalalık oluyor biliyorum ama bunu yapmayı istemek bie bir haz yaşatıyor bana. Tamam pazar sabahına dönüyorum benim ayrıntılara girmem sadece lafı uzatmak gibi oluyor. Konuyu uzatıp bunu yaparken zengin ayrıntılara girme i...
Resim
Cezalandırma sömürgelerinin mağduru ve dahi mimar Auxentus Adana deyince aklınıza neler geliyor? Ben söyleyeyim sizin yerinize; adliye koridorlarının dışına taşan kavgalar, Cono'ların rezillikleri, şiddete meyilli ve küfürbaz insanlar. Elbette bunları genelleme yaparak tüm Adanalılara mal etmek yalnış olur ama 35 yıllık tecrübelerime dayanarak kavgacı insanlar olduğumuzu söylemek zorundayım. Bu durumun nedenleri üzerine biraz kafa yordum aslında. Ciltlerce sosyoloji ya da psikoloji kiitabı okuyarak bunu yaptığımı sanıyorsanız Adanalıların aynı zamanda tembel ve kurnaz olabileceğini de bilmiyorsunuz demektir. Tabi her zaman olduğu gibi işin kolayına kaçtım biraz. Kavgacı ruhumuzun aslında tarihi bir olaydan kaynaklandığını keşfettim. Meğer İsa'dan Önce 67 yılında Romalı Pompeus Adana'yı "cezalandırma sömürgeleri" nin merkezi haline getirmiş. Roma'nın sömürgelerinden toplanan korsanları ve suçluları burada yerleştirip zorla çalıştırmış. Bu tarihi gerçekten ...