HÜZÜN VE KOL SAATİ

sen uyurken neredeyse sabahtı yürüdün yüzünü güzelliğini içindeki benzersiz şefkatini kirli bakışlardan müzdarip bir iyimserlikle gücünü küçümsemiştin yorgunluktan yolun kuytusunda kudurmuş otlar hemfikirdi seninle ve bir milyon yıllık bazalt kayalar her kente senin sokağından girerdi yabancılar henüz saçını gürültüyle tarıyorken sen gözlüklerini takmadan bornozlu ve ıslak bu hırlayan hıncahınç gökyüzü gibi adamların damarlarını suya konulmuş bir ayakkabı köselesine çevirirdin bükülürdü yüzleri ve geçmişleri yüzeyde bırakıp yağlı algıları bulanık zamanı mekanın eriyiğinden bir acı dibine çökerdi yapayalnızdın hâlâ vakit vardı hiç kimseye duyurmadan usulca ve çok saklı yürürdün şakaklarına pervazda sallanan ve güzelliğine öykünen masal perilerini bıçaklardın kum saati unutuyordu incelikle seni seviyorum anlarını gözyaşları ile yıkanmış bir sabahı gitme daha erken bu cumartesiyi ağzımla seviştiğim ıslaklığını kente gelmiş özlemin soluğu itinayla soğuyordu tabakta yarım bırakılmış bir ön ...